Coelho’nun tüm dünyada büyük ilgi gören eseri Simyacı, görünürde bir hazine arayışını konu alırken, aslında insanın kendini bulma yolculuğunu anlatan derinlikli bir romandır. Brezilyalı yazarın en çok okunan eseri olan bu kitap, Türkiye’de ilk kez 1996 yılında, usta çevirmen Özdemir İnce’nin Türkçeye kazandırmasıyla yayımlanmıştır. İnce’nin çevirisi, yalnızca dili çevirmekle kalmamış; kendi edebi duyarlılığıyla birleşerek adeta yeniden yazılmış bir eser niteliği kazanmış ve kitap kısa sürede geniş bir okur kitlesine ulaşmıştır.
Kitabın esin kaynağı, Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde yer alan küçük bir hikâye olarak belirtilir. Bu yönüyle roman, Doğu mistisizmini Batı anlatı geleneğiyle buluşturan evrensel bir metin hâline gelir. Coelho’nun sade diliyle ördüğü bu anlatı, her yaştan okuyucuda yankı bulabilecek nitelikte felsefi ve metaforik bir derinlik taşır.
Romanın ana karakteri Santiago, bir rüya ile yola çıkan Endülüslü bir çobandır. Hazinesini bulmak için çıktığı bu yolculukta defalarca sınanır: hırsızlığa uğrar ve çalışmak zorunda kalır, çölde âşık olur, simya ilmiyle uğraşan bir İngiliz ile fikir alışverişinde bulunur ve nihayetinde bilge bir simyacıdan hayata dair derin öğütler alır.Bu serüven boyunca Santiago sadece fiziksel olarak değil, ruhen ve zihnen de dönüşür. Her karşılaştığı zorluk, ona evrenin diliyle konuşmayı, doğayı ve kalbini dinlemeyi öğretir. Gerçek hazine, sonunda vardığı yerde değil; yolculuk boyunca kazandığı farkındalık, içsel bilgelik ve kendini tanıma sürecidir.
Kitapta döngüsel bir yapı göze çarpar: Santiago başladığı yere geri döner; ancak artık aynı kişi değildir. Çoban olarak çıktığı bu yolculuğu, gezgin olarak tamamlar ve âşık bir adam olarak sonlandırır. Dönüşüm tamamlanmıştır. Bu, aslında herkesin kendi "kişisel menkıbesi"ni