Puan vermedi·328 syf.··
2026 182. kitabı
Sinan Akyüz, Bosna Savaşı'nın o kapkara günlerinde geçen gerçek bir dramı Suada'nın gözünden anlatırken, okuyucunun kalbine adeta kor bir ateş bırakıyor. İnsanlığın en vahşi yüzüyle aşkın ve ayakta kalma mücadelesinin bu denli çarpışması, sayfalar bittikten çok sonra bile insanın boğazında koca bir düğüm olarak kalıyor.
İncir KuşlarıSinan Akyüz · Alfa Yayınları · 202433,4bin okunma
10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
1=Tepe Sarayburnu: (Ayasofya Topkapı sarayı ve Sultanahmet Camii) bulunur. öncesinde Ana tanrıça tapınağı, Artemis tapınağı Ve Mitra Dini izleri burada yer alır .Kutsal tepelerden biridir. Yerebatan sarnıcı da bu bölgede gezgin Petrus Gillius tarafından ortaya çıkarılmış İstanbul’da 60’ın üzerinde sarnıç var. 2=tepe Çemberlitaş: Üzerinde güneş tanrısı bulunurdu. Nuruosmaniye camii ile taçlandırıldı. 3=tepe Beyazıt: dev boyutlu zafer takı bulunurdu. Boğa meydanı Forum Tauri Pluta ve Hera tapınakları yine bölgede yer almıştır. şu anda Beyazıt ve Süleymaniye camii yer alır 4=tepe Fatih camii: on iki tanrı tapınağı on iki havari kilisesi yer alır şu anda Fatih cami süslemektedir. 5=tepe yavuz selim: Maria Pammakaristos kilisesi yer almıştır Fethiye cami ve bir kısmı müze yapılmıştır. Ayrıca bölgede yavuz sultan selim camii bulunur. 6=tepe Edirnekapı: En yüksek tepe Blakhernai sarayı tekfur sarayı ve kariye kilisesi bulunur 7=tepe Koca Mustafa paşa: Mokios sarnıcı ve Acadius sütunu bulunur. Aya Andrea Entikrisi kilisesi yer alır. şu an apartmana dönüştürülmüştür. Önemli bilgi : İstanbul ve Roma Yedi tepe üzerine kurulmuştur. Kehanetlere konu olmuş seçilmiş kutsanmış bir şehirdir.7 kutsal sayı olarak ifade edilir. 1=360 yılında Konstantin’in oğlu Konstantius tarafından inşa edilmiş Megale Ekklesia (Büyük Kilise ) adı verilmiştir. Aziz Yohannes Khrysostomos’un halk üzerindeki etkisine kızan imparatoriçe AElia Eudoxia imparator Arcadius kışkırtmış galeyana gelen halk tarafından kilise yakılmıştır. 2=415 yılında II Theodosius mimar Ruffinos yeniden inşa ettirmiş 13 ocak 532 de Nika isyanıyla yıkılmıştır. Justinyanus kaçmayı düşünmüş eşi kraliçe Theodor’a sayesinde Got süvarileri isyancıların üzerine salınmış tarihçi Prokopius göre 30bin isyancı kılıçtan geçirilmiştir.(Bizans’ta
Ayasofya'nın Gizli TarihiErhan Altunay · Beyaz Baykuş · 20161,668 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yaşasın Halk savaşının zaferi ve Sosyalist Devrim mücadesi
10/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 140. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 04:46
Sinan Cemgil , 68 devrimci kuşağın yiğit, zeki, yurtsever, cesur neferiydi.Sinan Cemgil, Kadir manga ve Alparslan Özdoğan 31 Mayıs 1971 de Adıyaman’in Nurhak dağlarında hain bir pusuda jandarmayla giriştikleri çatışmada katledildiler. Ölümlerinin üzerinden bu kadar uzun zaman geçmiş olmasına rağmen hala unutulmadılar. Çünkü onların devrimci mücadelesi bizlerin bilincini aydınlatıyor ve bizi kopmaz bağlarla bağlıyor Sosyalist Türkiye inancımıza. Onlar Amerikan emperyalizminin gerçek olduğunu Türkiye’deki Amerikan üsleriyle ve büyükelçiliklerinin gizli planlarını deşifre ederek Amerikan emperyalizmine karşı mücadele ettiler. Bunu teorık olarak Odtü de akademik olarak ve pratikde silahlı mücadele olarak Nurhak dağlarında uyguladılar. Varacakları nokta ölüm olmamalıydı elbette ama onların yaktıkları bu ateş hala yanıyor ve yanmaya devam edecek. Çünkü yeni gençlik daha çok okuyor ve bilinçleniyor. Halk savaşının önemini ve onun arkasından gelecek olan zaferi iyi biliyor. Bu anlamda yolumuzu aydınlatacak olan tam bağımsız ve gerçekten demokratik bir Türkiye ve sonrasında kesintisiz devrimle birlikte devam edecek sosyalizm mücadelesi olmalıdır. Ancak bunun için Türkiye Halklarının bilinçlendirilmesi ve aydınlanması gerekir. Sinan Cemgil, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve adlarını hepsini buraya yazamadığım diğer öğrenci liderlerinin anısı önünde saygıyla eğiliyorum
'68 devrimci kuşağı
SinanTurhan Feyizoğlu · Ozan yayıncılık · 200089 okunma
Puan vermedi·112 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
Seni Sevmeme İzin Var mı? – Bilge Sinan Hayat bazen öyle bir düğüm atar ki, çözdüğünüzü sandığınız anda kendinizi daha derin bir labirentin içinde bulursunuz… Gizem, beklenmedik bir anda tanıştığı Hakan’a yıldırım gibi âşık olur. Tutkuyla yanıp tutuşan, nefes kesen bir aşk… Ama Hakan, alışkanlığı olduğu üzere bir sabah sessizce kaybolur. Geride sadece kırık bir kalp ve gururundan başka tutunacak dalı kalmayan bir kadın bırakarak. Zaman, yaraları sarmaya yetmez. Tam yeni bir hayata yelken açarken karşısına Efe çıkar. Güven veren, güçlü, onu gerçekten seven ve her şeyini ortaya koyan bir adam. Nişanlanırlar. Dışarıdan bakıldığında her şey mükemmel görünürken, Gizem’in zihninde hâlâ sönmeyen bir yangın vardır… Ve bir anda her şey altüst olur. Çünkü Efe ile Hakan kuzendir. İki kuzen. Aynı kadın. İki farklı ateş. Biri pişmanlığın ağırlığı altında ezilirken, diğeri tüm benliğiyle sevmeye hazırdır. Ortada ise onuru, kalbi ve geleceği arasında sıkışıp kalan Gizem… Gerçekler ortaya döküldüğünde Gizem radikal bir karar alır ve her şeyi ardında bırakır. Hakan onu arar, ama izini bulamaz. Tam o sırada kader, kimsenin beklemediği bir sürprizle kapıyı çalar… Şimdi ne olacak? Ailenin içine girdiği bu karmaşada hangisi kazanacak: Gurur mu, aşk mı, yoksa pişmanlık mı? Gizem kalbinin sesini mi takip edecek, yoksa her şeyi yeniden yakıp küllerinden mi doğacak? Seni sevmeme izin var mı? Bilge Sinan bu kitapta aşk üçgenini örerken , onur, ihanet, vazgeçiş, fedakârlık ve “gerçek aşkın bedeli” temalarını tam yerine oturtmuş . Gerçek aşkı sorgulatan, duygusal bir üçgen istiyorsanız… listeye ekleyin derim.
Seni Sevmeme İzin Var mıBilge Sinan · Düş Kurguları · 20251 okunma
Tarih Tekerrür Eder, Zalim Değişir, Masum Hep Aynıdır...
Puan vermedi·328 syf.··
2026 61. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 23:35
Sinan Akyüz’ün İncir Kuşları, insanlığın göz göre göre kendi karanlığına nasıl yenildiğinin hikayesidir. Bu kitapta anlatılan şey yalnızca Bosna’da yaşanan bir savaş değil, bir halkın dünyanın gözü önünde yavaş yavaş katledilişidir. Çünkü savaş, tarihin sayfalarında soğuk bir rakama dönüşmeden önce; bir annenin çocuğunu kaybettiği, bir sevgilinin adını son kez fısıldadığı, bir çocuğun dünyasının neden yıkıldığını anlayamadığı o kırılgan andır. Bir zamanlar sokaklarında çocuk sesleri dolaşan o şehir, savaşla birlikte korkunun ve yasın başkentine dönüşür. 1992 yılında Avrupa'nın tam ortasında, dünyanın gözleri önünde bir halk katledilmiştir. Saraybosna'nın sokakları bir sabah uyanır ve her şey değişmiştir. Komşu komşuya düşman kesilmiş, dünün çocukları bugün birbirinin üstüne kurşun sıkmaktadır. Savaşın en kirli yüzü bu değildir oysa. En kirli yüzü; masum olanın hiçbir zaman masum sayılmamasıdır. Suada gibi binlerce insan, ne yaptıklarının bedelini değil; ne olduklarının, hangi dilde dua ettiklerinin, hangi ismi taşıdıklarının bedelini ödemek zorunda kalır. Savaş onlara sormamıştır. Hiçbir zaman sormaz. Ve dünya izler. Kameralar çevirir, diplomatlar bildiri yayımlar, Birleşmiş Milletler toplantı yapar. Güvenli bölge ilan edilen topraklar bir gecenin içinde teslim edilir. O topraklarda yaşayan insanlar ise tarihin en utanç verici sessizliğine terk edilir. Asıl katliam işte burada başlar. Kurşun sıkılmadan önce, bomba düşmeden önce, o korkunç sessizliğin içinde. Çünkü bir insan öldürüldüğünde fail yalnızca tetikçi değildir; susan da, bakan da, bilerek başını çeviren de o kanda ortaktır. Bosna, insanlığa bu dersi vermiştir; ama insanlık bu dersi hala almamıştır. Bu yüzden İncir Kuşları yalnızca Bosna’nın değil, savaşın kirlettiği bütün insanlığın romanıdır. Burada
Alıntı
İncir KuşlarıSinan Akyüz · Alfa Yayınları · 202433,4bin okunma
Ebu’l-Hasan Harakani’de Fakr Kavramı
10/10
··
Beğendi
Kur’an ve hadislerde geçen “Fakr” kavramının iki ayrı anlamda kullanıldığı gö- rülmektedir. Bunlardan biri “suret fakirliği” de denilen “maddî fakirlik”, diğeri ise “manevî fakirlik”tir. 1. Maddî Fakirlik veya Suret Fakirliği: İhtiyaç duyulan mala ve eşyaya malik ve sahip olmamak demektir. Kur’an’daki: “Ganimet malları, yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerin- dir” 5 , ayeti ve benzer ayetlerde anlatılan fakrdır. Bu anlamdaki fakirlik hadislerde de: “Fakr, insanı nerede ise küfre düşürecekti.”6 “Fakirlik, iki cihanda yüzkarasıdır.”7 İfadeleriyle anlatılmakta ve bu manada gönle sıkıntı veren fakirliğin makbul olmadığı ifade buyrulmaktadır. Tasavvufa konu olan fakr ise bu tür fakirlik değil, manevi fakirliktir. 2- Manevî Fakirlik: Kulun kendinde varlık görmemesi, herşeyi Hakk’a irca etmesi, şahsının, amelinin, hal ve makamının Allah’ın lütfu olduğunu kabul etmesidir. Kur’an’daki: “Ey insanlar, siz Allah’a karşı fakir; yani muhtaçsınız. Allah ise ganîdir; yani herşeyden müstağni- dir.”8 ve “Allah ganîdir; siz fakirlersiniz; yani O’na muhtaçsınız.”9 ayetleri bu anlamda- ki fakrı anlatmaktadır. Peygamber Efendimiz, “Fakr, benim medar-ı iftiharımdır.” 10 buyurmaktadır. Yine başka bir hadis-i şerifinde “Allah’ım beni fakir yaşat, fakir öldür ve fakirlerle haşret!”11; Allah’ım beni sana karşı muhtaç (fakir) kılarak müstağni eyle, kendinden başkasına muhtaç (fakîr) etme!12 buyurmuştur. Bu hadisler manevi fakr anlamında kullanılmıştır. Kulun Allah’a muhtaç olması demek olan fakirlik, elbette fakiri de zengini de kapsar. Bu anlamıyla fakir ve fukara, malı olmayan anlamına değil, “sufî ve derviş” manasına gelir. Bu yüzden eskiden şeyhler kendilerine “Hadimu’l-fukara” (Fakirlerin hizmetkârı) derlerdi. İlk sufîler “yoksulluk” anlamına gelen fakr ile
Fakrın MakamlarıEbül - Hasan Harakani · Büyüyenay Yayınları · 201718 okunma