"Atilla'nın Atını Çalan Çocuk" Üzerine
Puan vermedi·87 syf.··
2026 4. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 00:19
Iván Repila'nın 2013 yılında yayımlanan *Atilla'nın Atını Çalan Çocuk* adlı eseri, yüzeyde kuyuya düşen iki kardeşin hayatta kalma mücadelesini anlatıyor gibi görünse de alt metninde çağdaş kapitalizmi, neoliberalizmi ve insan doğasının sınırlarını parçalarına ayıran bir felsefi laboratuvardır. 2008 Küresel Ekonomik Krizi'nin Avrupa'da yarattığı ahlaki ve toplumsal çöküşün edebi bir yansıması olan bu roman, mekânsız ve zamansız soyutlamasıyla okuru eşine az rastlanır, klostrofobik bir yüzleşmeye davet ediyor. Repila, romanın iskeletini henüz en başta iki zıt epigrafla kurar. Bir yanda neoliberalizmin ve acımasız serbest piyasanın temsilcisi Margaret Thatcher’ın "damlama ekonomisi"ni savunan alıntısı dururken, diğer yanda Bertolt Brecht’in *"Açların elinden yiyecekleri alınırken ben nasıl yiyip içebilirim?"* diyen devrimci çığlığı yer alır. Kuyu, Thatcher’ın savunduğu sistemin en alt tabakası, toplumun itildiği o kaçınılmaz "çöp kutusu"dur. İki kardeşin kuyudaki direnişi ise, Brecht’in müjdelediği o kaçınılmaz isyanın adım adım inşasıdır. Okuma sürecimde altını özellikle çizdiğim ve üzerine uzun uzun düşündüğüm bir nokta var: Bu kuyu, basit fiziksel bir hapis alanı olmanın çok ötesindedir. Küçük'ün de halüsinasyonlarında açıkça hissettiği ve felsefi olarak sorguladığı üzere, bu kuyu kelimenin tam anlamıyla bir ana rahmidir. Ancak bu, şefkatli ve besleyici bir rahim mi? Travma, açlık ve vahşetle beslenen karanlık bir alandır. Yazar, "Büyük" ve "Küçük" karakterleriyle aslında tek bir insanlık durumunun (veya toplumun) ikiye bölünmüş halini resmeder. Büyük; otoriteyi, bedeni ve dış dünyanın acımasız rasyonalitesini temsil eder. Kardeşine merhamet etmek yerine, ona sistemle savaşabilmesi için gereken "nefreti" ve "somut öfkeyi" aşılar. Küçük ise zihni, sanatı ve devrimci
Atilla'nın Atını Çalan Çocukİvan Repila · Dergah Yayınları · 2020668 okunma
Puan vermedi·444 syf.··
2026 145. kitabı
Canan Tan'ın o naif ve akıcı diliyle, Aslı ile Murat'ın imkansızlıklar, töreler ve ayrılıklarla sınanan o buruk aşk hikayesini kalbim acıyarak okudum. Yazar, her şeye rağmen kopamayan iki yüreğin hikayesini anlatırken, insanın kaderiyle ve toplumun kalıplarıyla olan mücadelesini çok duygusal bir tonla işlemiş. İlk sayfadan son sayfaya kadar beni içine çeken, okurken hem gözlerimi dolduran hem de bitirdiğimde içimde derin bir sızı bırakan çok içten bir romandı.
Yüreğim Seni Çok SevdiCanan Tan · Doğan Kitap · 201638,6bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
10/10
·62 syf.··
Beğendi
·
2026 163. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 00:00
"BEYAZ ADAM'IN YÜKÜ" "Sarihtir sözüm, bir o kadar da nadide, Dilimdedir haliyle umumun meşgalesi- Ezberimdedir gündemi pazarın ve rıhtımın, Benden sorulur hülasa her tezgâhın üzeri. Kayırana bilmukabele derim ben fakat, İşine taş koymadan olmaz hasmın da Hasetlik bitmez, malumudur ya herkesin," Dedi Karların Hanımı hazıruna. Rudyard Kipling'in 1899'da yazdığı ve emperyalizmi savunan bu şiir kitabı, ABD'yi İspanya-Amerika Savaşı'ndan sonra Filipinler'i ilhak edip sömürgeleştirmeye teşvik etmek için kaleme alınmıştır. Şiir, yayımlandığı dönemde (1899) ABD Senatosu'nda Filipinler'in ilhakı tartışmalarında kullanılmış, emperyalizmi savunanlar tarafından benimsenirken Mark Twain gibi isimler tarafından şiddetle eleştirilmiştir. Günümüzde ise ırkçı ve aşağılayıcı bulunarak sömürgeciliğin meşrulaştırılması olarak görülmekte, tartışmalı bir tarihi belge niteliği taşımaktadır. 1907 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen Kipling, şair ve hikâye anlatıcısının ötesinde Britanya İmparatorluğu'nun en etkili seslerinden biriydi. Hindistan'da doğmuş, Doğu ile Batı arasında şekillenmiş kimliğiyle büyümüş ve hayatı boyunca kendisini bir Anglo-Hint olarak tanımlamıştı. Onun dünyasında imparatorluk, yalnızca siyasi bir güç gösterisi değildir. Ona göre Britanya İmparatorluğu, medeniyet taşıma sorumluluğunu üstlenmiş büyük bir organizmadır. Bu bakış açısı, günümüzde yoğun eleştirilere maruz kalan sömürgeci düşüncenin edebiyattaki en güçlü yansımalarından biri olarak kabul edilir. O, imparatorluğu “iliklerine kadar hissedilen mücessem bir gerçeklik” olarak yaşadı. Onun dünyasında her birey, bu devasa yapının ayakta kalması için fedakârlıkla omuz vermek zorundaydı. Bu seçki, Kipling'i bir "imparatorluk şairi" olmanın çok ötesine taşıyor. Kitap boyunca ilerlerken, yazarın Britanya'yı
Edebiyat
Beyaz Adam'ın YüküRudyard Kipling · Fihrist Yayınevi · 20261 okunma
Dil adaletin temelidir; Türkçeyi korumak hakka ve vatana borçtur.
Puan vermedi
Akademik disiplinin ve entelektüel namusun omuzlarıma yüklediği o sarsılmaz mesuliyetle, adaletin sadece mahkeme salonlarında veya yayınevi koridorlarında değil, tarihin, sosyolojinin ve en nihayetinde dilin kalbinde aranması gerektiğine inanan bir fani olarak bu satırları kaleme alıyorum. İsmimin ve inandığım hakkaniyet ilkelerinin hakkını vermek adına, bugüne kadar emeğin sömürülmesine karşı verdiğim her mücadelede olduğu gibi, kültürel mirasımızın ve anadilimizin sömürülmesine karşı da sesimi yükseltmek benim için sarsılmaz bir ahlaki ödevdir. İşte tam bu noktada, dünya bilim arenasının zirvesine henüz 26 yaşında Amerika’da profesör unvanı alarak çıkmış dahi bir vatan evladının, Oktay Sinanoğlu’nun Türk kültür tarihinin en büyük uyanışçı çığlıklarından biri olan "Bye Bye Türkçe" adlı eserini masaya yatırmak, sıradan bir kitap incelemesinin ötesinde, bu topraklara borçlu olduğumuz vatandaşlık bilincinin mutlak bir gereğidir. Sinanoğlu bu başucu eserinde, bir milletin varoluşsal gayesini sadece kuru bir tarihsel kronolojiyle değil; dili, sosyolojiyi, şehir tarihini ve kültürel mirası bütüncül bir potada eriterek ele alıyor ki, bu analitik ve tavizsiz yaklaşım benim de hayatım boyunca savunduğum o yüksek entelektüel standartlarla kusursuz bir biçimde örtüşmektedir. Kitabın ana konusu ve yegane amacı; dilini ve dolayısıyla kültürünü kaybeden bir toplumun hafızasını, liyakatini ve en nihayetinde bağımsızlığını nasıl kaybedeceğini gözler önüne sererek, plansız ve programsız eğitim politikalarına karşı milli bir duruş sergilemektir. Eserde beni derinden sarsan ve adalet arayışımın dil boyutundaki o asil karşılığını bulduğum şu satırlar, Sinanoğlu’nun bakış açısının ne denli haklı ve keskin olduğunu kanıtlar niteliktedir: "Kendi diliyle eğitim yapmayan bir ülke,
Bye Bye TürkçeOktay Sinanoğlu · Bilim & Gönül Yayınevi · 20195,7bin okunma
10/10
·500 syf.··
Beğendi
·
2026 53. kitabı
Merhaba kitap dostlarım Bugün sizlere Keşke ile geldim. Bazı kitaplar vardır,bittiğinde kapağını kapatırsınız ama hikâye zihninizde yaşamaya devam eder.Keşke benim için tam da böyle bir kitaptı.Okurken sadece Sabia ve Fikret’in hikâyesine eşlik etmedim umutların,hayallerin ve zamanın insanlar üzerindeki etkisine de tanıklık ettim. Yazar,tarihin izlerini kurguyla öyle güzel bir şekilde birleştirmiş ki kendimi zaman zaman olayların içinde hissettim.Bir yanda geleceğe umutla bakan insanlar,diğer yanda değişen şartlarla sınanan hayatlar vardı.Her sayfada farklı duygular yaşadım.Bazen umutlandım, bazen hüzünlendim,bazen de "keşke"lerin insan hayatındaki yerini düşündüm. En çok etkilendiğim şey ise karakterlerin iç dünyalarının samimiyetiydi.Sevgiyi,sadakati, fedakârlığı ve hayata tutunma çabasını oldukça doğal bir şekilde hissettirdi.Bu yüzden kitapla aramda güçlü bir bağ kurdum.Duygusal yönü güçlü,düşündüren ve geçmişe farklı bir pencereden bakmamı sağlayan bir okuma oldu benim için.Son sayfayı çevirdiğimde geriye sadece bir hikâye değil, uzun süre aklımda kalacak duygular kaldı. İnsan en çok yaptığı hatalara mı "keşke" der, yoksa yapmaya cesaret edemediklerine mi? Geçmişe dönme şansınız olsaydı, değiştirmek isteyeceğiniz bir an olur muydu? Yoksa bugün sizi siz yapan tüm kırgınlıklar, seçimler ve vedalar tam da olması gerektiği gibi mi yaşandı? Belki de hayat;cevabını yıllar sonra bulduğumuz bir "keşke"den ibarettir... Siz ne düşünüyorsunuz? . . #kitapyorumu#okudumbitti#kitaptavsiyesi #tarihikurgu#bookstagramturkiye
KeşkeSema Soykan · Alfa Yayınları · 20211,994 okunma
Puan vermedi·158 syf.··
2018 87. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 15 Eylül 2018 00:00
Okuyan kadinlar kulubu nün #heraybirmodern okumasında Mihail Bulgakov ~ Genç Bir Doktorun Anıları kitabı vardı ve ben büyük bir keyifle okudum. Tahminimin üzerinde etkisi oldu diyebilirim. Tıp fakültesinden yeni mezun olmuş bir doktor, kendisine asistanlık beklerken, şehirde unutulmuş olan geleneklerin, inançların hala devam ettiği bir kasabaya gönderilir. Devrim Rusya'da şehir merkezi hayatını felç ederken, doktorumuz da kasaba da, batıl inançlara hapsolmuş zihniyetlerle boğuşur. Öykülerden oluşan kitap daha ilk bölümüyle sevdirdi kendini. Mesleğini yapamamaktan korkenken, herkesin öldü gözüyle baktığı bir hayatı kurtararak adım atmış oldu bence doktorluğa. Diğerlerinde de bir çok kez çaresizliği serdi gözlerimin önüne. Kiminde çok zor hava şartlarında mesleğini yaparken geçirdiği hayati tehlikeler, kiminde çocuğunun hayatı ve inançlarıyla sınanan bir annenin kararı. Maalesef günümüzde de hala var olan, doktorun cinsiyeti sebebiyle ya da hasta yakınlarının inançlara ters düştüğü için tedaviye izin vermeyen zihniyetleri andım bol bol. Özellikle şehirden uzak yerlerde doktorlarımızın başına gelen, ilk başlarda hayati önem taşısa da, sonrasında "fıkra gibi" diye tabir ettiğimiz olaylara da değinilmiş. "hiç bir şey artık beni şaşırtamaz" derken her seferinde farklı bir şaşkınlık eşliğinde öğrenmeye boyun eğiyor doktorumuz. Dönemin imkansızlıkları arasında yanlız kalmışlık hissiyle beraber medeniyete duyulan özlem cabası... "Benim güvendiğim tek şey, içinde bulunduğum bu olağandışı şartların kamçıladığı sağduyum." diyor ve ekliyor "Bir şeyle mücadele etmek için,onunla yüz yüze gelmek gerekir" Keyifli okumalarınız daim olsun...
Genç Bir Doktorun AnılarıMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202332bin okunma