Meşru olmayan bir iktidarın hâkim olduğu bir ülkede kendini kapana kısılmış gibi hisseden Hamlet gibi, Turgut da sistemi sorgulayan her birey gibi siyasi otoritenin gücüyle yüzleşmek zorundadır. Bir yandan da, kişilerin özel hayatını en küçük köşesine kadar ele geçirmiş bu iktidarın kendi varlığı üzerinde yarattığı boşunalık ve değersizlik hissiyle baş etmek durumundadır. Ters giden bir şeyler vardır. Tıpkı Danimarka'da bir şeylerin ters gittiğinden şüphelenen Hamlet gibi, Turgut da bir yandan siyasi iktidarın meşruiyetini sorguladığı gibi, bir taraftan da o iktidarın pişirip sunduğu ve önüne koyduğu "medeni hayat" denen şeyin altını kaldırıp şöyle bir bakmak ister. Turgut dışında pek kimsenin derdi yok gibidir. Herkes önüne konanı kabul eder, yürümesi gereken yollarda yürür. Çoğu için bütün sorular sorulmuş ve hepsi cevaplandırılmıştır. Kimse şüphelenmez, itiraz etmez ve karşı çıkmaz. Bir hayaletle genç bir prensten başka. Tıpkı Shakespeare'in oyununda olduğu gibi.