O zaman Hıristiyan bir paşa olan Londra sefirimizden kâtipler kendi aralarında hep "Son Excellence" diye bahsederlermiş. Fahim Bey'in yeni şıklığını gören Sefaret Başkâtibi Rafael Bey'in bir gün ondan "Son Elégance" diye bahsetmesi bir iki cinaslı ve güzel sözün insana zeki ve nükteşinas olmak şöhretini kazandırdığı o devirde sefarethane muhitinde zarafetin nadir erişilir bir muvaffakiyeti diye telakki olunmuş. Bu kelime Rafael Bey'in "spirituel" olmak şöhretini arttırmış ve bu da onun Fahim Bey hakkındaki dostluğunu çoğaltmış. İyi giyimli olmak bir memurda bulunması lazım olan dikkat ve nezaketin icaplarından görünmekle Fahim Bey'in esvapları iyi bir memur tanınmasına yaramış. O, adamakıllı Türkçe bilmeyen Sefir Paşa'nın bu yüzden gözüne girmiş ve sonraları, Rafael Bey'in delaletiyle, sefir onu arkadaşlarından ziyade himaye eder olmuş.
Fakat bundan sonraki zamanlara ait, başka bakımdan anlatılan hikâyelerden anlaşılıyordu ki iş esvaplarının bu ilk iyi tesirlerinden ibaret kalmamış ve bunları makûs birtakım tesirler daha takip etmişti.
Fahim Bey, giydiği bu İngiliz kumaşları yüzünden, kim bilir, belki de kendisinde bir Anglosakson hüviyeti duymuş, ve kim bilir, belki sonraları eline bir fırsat geçer geçmez, bunun için memuriyetinden ayrılarak "teşebbüs-i şahsî" hayatına atılmak istemiştir.
Yine kim bilir, belki bu İngiliz kumaşlarının cinsleri ve renkleri ve bu esvaplarının biçimleri onun ahlakını ve zihniyetini başkalarına olduğundan başka türlü göstererek kendini tanımayanlara, hakkında yanlış fikirler vermeye sebep olmuştur. **Belki bunlar Fahim Bey'i öyle bir zırh içinde gösteriyordu ki birçokları onu memleketin mukadderatına yabancı bulmuşlar ve bu esvapların açık renklerini, serbest şekillerini görerek kendisine yabancı bir kan aşılandığını sanmışlar ve hele