Nihayet bütün bu esvapların eskimeye başlaması Fahim Bey'in bu parasızlık zamanlarının nüksetmesine tesadüf ettiğinden evvelce uzun müddet eskitemediği, istemeyerek giydiği bu esvapları, uzun bir müddet de, hemen eskimiş olarak, ve büsbütün istemeye istemeye taşımış. Öyle ki hep senenin muayyen bir mevsiminde ve günlerin yahut gecelerin muayyen birer saatlerinde giyilmek için yapılmış bu esvapları o artık senenin bütün mevsimlerinde ve günlerin, yahut gecelerin de bütün saatlerinde giydikçe, bütün bu elbiseler o mevsimin ve o saatlerin çoktan geçmiş olduklarını daha ziyade hatırlatırmış. Sonbaharda onun arkasında daha yazlık bir esvap, ve odasının içindeyken, onun arkasında, en sona kalmış olan bir av takımı görülürmüş. Bu hal arkadaşlarının gözlerine çarparak latifelere bürünen istihzalarına sebep olurmuş. Onlar, "İlahi Fahim Bey!" derlermiş, "Bu av esvaplarını böyle odanın içinde sinek avlamak için mi giymişsin?"
Sayfa 32·Kitabı okuyor
Başkalarının gözlerini terbiye ve dillerini idare etmek o kadar mümkün değildir ki bu ümit ve teşebbüs zamanlarında onu görmüş ve böyle tenkit etmiş olanların birinden nice yıllar sonra şöyle bir cümle işitmiştim, "Fahim Bey, sırtında açık renk pardösüsü, koltuğunda bir tomar Frenk gazetesi, Babıâli yokuşunda bir aşağı, bir yukarı iner, çıkardı. Yine de bir şeyler olamadı gitti!" Şüphesiz bu adam, o iniş çıkışları gördükçe, Fahim Bey'in birtakım memuriyetlere doğru yürüdüğüne, birtakım işlere doğru koştuğuna ve bu faaliyetiyle kendisine birtakım muvaffakiyetler dokuduğuna, gizli bir kıskançlık hissiyle kani olmuştu ve bu fiilin bir neticesini göremeyince sebeplerini yalnız kendinin tahmin etmiş olduğu bütün bu emeklerin boşa gittiğini söylüyordu. Halbuki acaba Fahim Bey'in yaptığı tesirden, kendisine atfolunan maksat ve gayelerden haberi var mıydı? Başkaları daima ancak kendi hesaplarına uygun görüşlerine inanarak bizi kendimize göre değil, kendilerine göre muhakeme ederler ve çok kere hakkımızda erdikleri kanaatlerin bizim hakikatlerimizle hiçbir münasebeti kalmaz. Fahim Bey sanki ne olmayı istemişti de muvaffak olamamıştı? Fakat şurası da var ki işlerinin hiç yolunda gitmemiş olması ayrı bir hakikatti.
Sayfa 31·Kitabı okuyor
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
O zaman Hıristiyan bir paşa olan Londra sefirimizden kâtipler kendi aralarında hep "Son Excellence" diye bahsederlermiş. Fahim Bey'in yeni şıklığını gören Sefaret Başkâtibi Rafael Bey'in bir gün ondan "Son Elégance" diye bahsetmesi bir iki cinaslı ve güzel sözün insana zeki ve nükteşinas olmak şöhretini kazandırdığı o devirde sefarethane muhitinde zarafetin nadir erişilir bir muvaffakiyeti diye telakki olunmuş. Bu kelime Rafael Bey'in "spirituel" olmak şöhretini arttırmış ve bu da onun Fahim Bey hakkındaki dostluğunu çoğaltmış. İyi giyimli olmak bir memurda bulunması lazım olan dikkat ve nezaketin icaplarından görünmekle Fahim Bey'in esvapları iyi bir memur tanınmasına yaramış. O, adamakıllı Türkçe bilmeyen Sefir Paşa'nın bu yüzden gözüne girmiş ve sonraları, Rafael Bey'in delaletiyle, sefir onu arkadaşlarından ziyade himaye eder olmuş. Fakat bundan sonraki zamanlara ait, başka bakımdan anlatılan hikâyelerden anlaşılıyordu ki iş esvaplarının bu ilk iyi tesirlerinden ibaret kalmamış ve bunları makûs birtakım tesirler daha takip etmişti. Fahim Bey, giydiği bu İngiliz kumaşları yüzünden, kim bilir, belki de kendisinde bir Anglosakson hüviyeti duymuş, ve kim bilir, belki sonraları eline bir fırsat geçer geçmez, bunun için memuriyetinden ayrılarak "teşebbüs-i şahsî" hayatına atılmak istemiştir. Yine kim bilir, belki bu İngiliz kumaşlarının cinsleri ve renkleri ve bu esvaplarının biçimleri onun ahlakını ve zihniyetini başkalarına olduğundan başka türlü göstererek kendini tanımayanlara, hakkında yanlış fikirler vermeye sebep olmuştur. **Belki bunlar Fahim Bey'i öyle bir zırh içinde gösteriyordu ki birçokları onu memleketin mukadderatına yabancı bulmuşlar ve bu esvapların açık renklerini, serbest şekillerini görerek kendisine yabancı bir kan aşılandığını sanmışlar ve hele
Sayfa 30·Kitabı okuyor
Buna hakkı da yok değildi. İyi bir terzinin bize giydirdiği esvaplar yalnız vücudumuza geçmiş ve onun şeklini tadil etmiş sayılamaz. Onlar elbette maneviyatımıza da geçer ve tabiatımıza, ahlakımıza da tesirleri olması tabiidir. Onlar, görünüşe bakan insanların gözleri karşısında şeklimizi değiştirmekle talihimizi de değiştirir. Bizden ziyade hisli olan kadınlar bunu pek iyi bilirler. Bir kadına ihtimal ki yeni, taze bir kan aşılansa bu onun bedbinlikten nikbinliğe doğru bir felsefe değiştirmesini bir büyük terzinin esvapları kadar temin edemez, ona kuvvet, neşe ve hayat veremez. Kadınlar en büyük saadetlerini Allah'a olduğu kadar terzilerine de borçlu olduklarını duyarlar. Başkalarınca belki bir ihtiyaç telakki olunmayacak bu süs kadınların en muhtaç oldukları şeydir: Kendi kendilerine emniyetlerini, hayata muhabbetlerini arttırır. Onun için Fahim Bey'e gülen arkadaşlarının yerinde kadınlar olsalardı, onu anlayacaklardı.
Sayfa 29·Kitabı okuyor
Babamı her nedense her zaman kahkahalarla güldüren bu maceraya ben o kadar gülemiyordum. Zaten, sonraları, ben Fahim Bey'le biraz daha tanışarak, yavaş yavaş, bu hadiseyi başka türlü tefsire koyulmuştum. Onun arkadaşları gülmekten katılırlarken dikkat edememiş olacaklardı. Ciddi bir terzi bu kadar büyük ölçüde bir yanlışlık yapamazdı. Fahim Bey bütün bunları ısmarlamayı kendine bir vazife saymış olmalıydı. Terzihane belki biraz mübalağa ederek bu ısmarlama emrini üç beş takım ilavesiyle tefsir etmiş olabilir ve onun da sesini çıkarmayarak kabul ettiği ancak bunlar olacaktı. Fakat bütün bu esvaplar yapılıp kocaman bir sandık içinde hep beraber gelince o kadar yer tutmuş ve başkaları bu hale o kadar gülmüş olacaklardır ki, Fahim Bey de, fazla gösteriş meraklısıgörünmemek lüzumunu kabul ile, içinden tabii ve haklı bulduğu bu israfı onlarla birlikte tenkit etmeye koyularak, terzinin kendi sözünü yanlış anlamış olduğu hikâyesini uydurmuş ve bu halin bir kurbanı diye gözükmeyi tercih etmiş olmalıydı. Yoksa Londra Sefareti kâtibi tayin olunmasının hayalinde açtığı ufuk o kadar geniş ve ruhunda hâsıl ettiği tesir de o kadar şiddetli olacaktı ki talihin bu cilvesine karşı o, elbette ancak böyle kocaman bir esvap sandığını doldurmakla mukabele edebilirdi. Ruhu hülyalarla şişkin olan Fahim Bey vücudu üstünde böyle büyük bir terzinin esvaplarını duymaya muhtaç olmalıydı. Bundan sonra mesleğinde muvaffak olacağını daha ziyade ummuştur.
Sayfa 28·Kitabı okuyor
Fahim Bey bütün bu elbiseleri tevekkülle kabul etmiş ve böylece, bir taraftan, aylık taksiti bütçesinde büyük bir rahne açan bu borcu senelerce ödeye ödeye bitirememiş, diğer taraftan da bunları senelerle giye giye eskitememiş. Öyle ki hep bir sandıktan çıkan bu esvaplar onu yıllarca yeni bir esvap yaptırıp giymek zevkinden mahrum ettiği gibi nihayet modası çoktan geçmiş şeyler giymeye de mahkum etmiş. Çünkü bütçesinde, terzinin borcunu ödemekten, yeni yapılacak esvap için para bulmak imkânı kalmamış!
Sayfa 28·Kitabı okuyor