Sinekkuşu, Carrera ailesinin üç kuşağını kapsayan etkileyici bir roman. Doktor Marco Carrera’nın trajedilerle dolu hayatını 1960’lardan 2030’lara uzanan bir zaman tünelinde; mektuplar ve mesajlar eşliğinde takip ediyoruz.
Romanın odak noktasında aile bağları, ebeveynlik, kayıplar ve mutsuz bir evliliğin gölgesindeki imkansız bir aşk var. Başkarakter Marco, fırtınaların ortasında sabit kalabilmek için saniyede 70 kez kanat çırpan bir sinekkuşuyla özdeşleşiyor.
Kitabın açılışı çok ilgi çekici olsa da dili her zaman akıcı değil. Yazarın üslubundan mı yoksa çeviriden mi kaynaklandığını kestiremediğim bir anlatım zorluğu mevcut; bu yüzden "bir solukta okunacak" bir kitap sayılmaz. Ancak kendi yaşam yolculuğumuzu, kararlarımızı ve ilişkilerimizi sorgulatması bakımından fena değil.
İnsanın içindeki kalabalığı anımsatıyor bize: "Ne kadar çok insan gömülü her birimizin içinde."
SinekkuşuSandro Veronesi · Can Yayınları · 20221,070 okunma
Algernon’a Çiçekler, zekanın bir lütuf mu yoksa bir lanet mi olduğunu kalbimizi söküp elimize vererek sorgulatan, su gibi akıp giden ama geçerken de içimizde derin izler bırakan bir roman.
En çok ne dokundu bize? Şüphesiz Charlie ve küçük dostu fare Algernon’un kader birliği... Denek olarak kullanılan Algernon ile Charlie’nin semptomlarının tıpatıp aynı şekilde ilerlemesi, zekanın zirvesine el ele çıkıp sonra o karanlık boşluğa beraber yuvarlanmaları hepimizi darmadağın etti, değil mi? Zeka geriliği gibi hassas bir başlığın bu kadar çıplak ve empatik işlenmesi insanı sarsıyor.
Aslında işin bir de öteki yüzü var: Bilim dünyası, bugün ulaştığı konfor ve bilgi için milyonlarca "Algernon ve Charlie" kullanıyor. Bu etik çıkmaz, kitabın kurgusundan taşan bambaşka ve sarsıcı bir gerçeklik.
Charlie’nin içsel yolculuğu ise tam bir duygusal savaş alanı. Zekası arttıkça toplumla ve kendi geçmişiyle girdiği çatışmalar, bilginin getirdiği o ağır yük... Ama en çarpıcı olanı Charlie zekileştikçe o saf vicdanından uzaklaşması ve kaçınılmaz bir egosantrizme sürüklenmesi. IQ puanları artarken duygusal bağların kopması, "insan olmanın" beyin kapasitesinden çok daha fazlası olduğunu tokat gibi yüzümüze çarpıyor.
Anlatımı o kadar akıcı, duygusal geçişleri o kadar keskin ki etkilenmemek elde değil. Bir dahinin kibrini de, bir çocuğun masumiyetini de aynı satırlarda yaşatıyor. Kesinlikle okunmalı, üzerinde uzun uzun susulmalı.
Çağımızın en büyük sorunlarından biri çocuklarda yaşanan sınır problemleri ve bu problemden doğan diğer sorunlar... Kitapta bu konu detaylıca ele alınmış. Ben bir uzman olarak değerlendirirken birçok noktayı oldukça yerinde buldum. Ebeveynlere hitap eden, sınır aşılan durumlarda neler yapılması gerektiğini anlatan birçok bölüm mevcut.
Bence her anne babanın en baştan okuması gereken bir kitap. Özellikle çocuklarının özgürlüğüne aşırı odaklanan yeni nesil ebeveynlerde, “sınırsız çocuk yetiştirme” yaklaşımını çok sık görüyoruz. Bu yüzden en baştan okunmalı ve farkındalık kazandırmalı.
Okuması zor değil, yer yer tekrara düştüğü noktalar var. Ama sınır koymanın çocuğu incitecek bir şey olmadığını, bedel ödemesinin çocukta travma yaratacak bir durum olmadığını çok iyi anlatıyor. Sınır koyamayan herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap kesinlikle. Geç kalmadınız.