Salgının en kötü dönemlerindeki gözlemlerime geri dönecek olursam, sırada sanırım Londra'nın gördüğü en korkunç günler olan Eylül var. Ağustos'un 22'sinden Eylül'ün 26'sına kadar beş haftalık sürede haftalık ölüm listesinde açıklanan sayı neredeyse 40.000'di. Bu inanılmaz bir rakam, yine de bu sayının eksik olduğuna inanıyorum.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsanların bir araya gelmelerinin şaşırtıcı bir sonucu da kiliseleri doldurmalarıydı. Artık kimin yanına veya uzağına oturduklarına, kimin nasıl koktuğuna veya göründüğüne dikkat etmiyor, kendileri de dahil olmak üzere herkesi ceset olarak görüyorlardı.
Sokaklar bomboştu, evler sadece kapatılmamış, sakinleri tarafından tümden terk edilmişti. Kapılar açık bırakılmıştı, kapatacak kimse olmadığı için boş evlerde pencereler rüzgarın etkisiyle çarpıp duruyordu.
O yıl kentte kayda değer bir yangın çıkmamış olmasını Tanrı'nın bir lütfu olarak değerlendiriyordum. Aksi halde tam bir felaket olurdu. İnsanlar ya yangını söndürmeden kendi haline bırakacak ya da bulaşma tehlikesini göz ardı edip pek çok kişiyle bir araya gelecek, aldırmaksızın evlere girecek, eşyalara dokunacak ve topluca yangını söndürmeye çalışacaktı.
Eğer verilen sayı doğruysa öldürülen hayvanların sayısı inanılır gibi değildi. Sanırım 40.000 köpekten ve onun beş katı kediden söz edildi, çünkü çok az kedisiz ev vardı, bazı evlerde kedi sayısı beş veya altıydı.