Bu, razi olmakti. Hayatin getirdiklerine razi olmak, onlarla oyalanmak, hatta bir tür tembellik. Uzun, yok edici bir tembellik. Bu insanlar neden muhafazakâr olmasinlar? Belki de sahiden mutluydular, küçük sehirleri asacak hayalleri yoktu, vardiysa da çoktan unutmuslardi.
Bütün bu sohbetler, meyve soyup yemeler, cay icmeler, vakitlice yatmalar, lavanta kokan carsaflar iyiydi, hostu. Ama mutlulugu andirmiyordu. Bunlarin adina dense dense huzur denirdi. Kisiliksiz, siradan bir huzur. Huzur böyle siradanlasinca bir degeri kalmiyordu.