Sıradan Okur

Sıradan Okur
@sinemiskamer

Sıradan Okur

, bir kitabı yarım bıraktı
Memduh Şevket Esendal
7.3/10 · 9,3bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
7/10
·288 syf.··
2025 23. kitabı
Bu kitapta manastırdan ayrılmış, birbirine büyük bir muhabbetle bağlı iki genç kızın mektuplaşmalarını okuyoruz. Tüm kitap bu mektuplarla yazılmış. Kızlarımızın bir tanesi manastırdan döner dönmez, kendine kalsa belki pek tercih etmeyeceği, gönlünün ilk etapta çekmeyeceği, cephe yorgunu, romantizm ve tutkudan pek nasibini almamış ancak dürüst, mert ve sevmeye kabil bir adamla evlendirilir. Beriki için bu korkunç bir gelişmedir, arkadaşının neredeyse ölmeden mezara konulduğunu düşünür, onun için hayat yenice başlamış, önünde pırıl pırıl uzanan, içinde aşkı, tutkuyu, dansı, beğenmeyi, beğenilmeyi barındıran bir maceradır. Yaşamak istediği hayat budur ve yaşar da bunu; cemiyete çıktığı ilk andan itibaren gözde olur, insanların içini görebilen Keskin bir zekaya sahiptir, kendi güzellik ve tazeliğinin sonuna kadar farkındadır. Gönlü sürekli aşk çekmektedir, ölçüsüzce sevilip sevmek istemektedir ve bu dilekleri türlü biçimlerde gerçekleşecektir de. Ancak hikâyenin sonu beklediği gibi olmayacaktır. Öbür yandan mazbut arkadaşı Rene ise, başlangıçta bir ödev duygusuyla kabul ettiği bu kocayı zamanla sever. Bir kadın olarak kocasını "çekip çevirir", onun sessiz evini sıcacık bir yuvaya dönüştürür, anne olur, evlatlarına sonsuz sevgi ve merhamet akıtır, kocasını cemiyete katar, ona kendisinin bile bihaber olduğu potansiyellerini duyurur ve yerine getirebileceğini öngördüğü vazifeler üstlendirir. Bizim romantik kızımız içinse başlangıçta her şey neredeyse mükemmelen gider, tutku ve aşkın mutluluğu, Rene'nin ödev, ahlak, şefkat, sevgi ve saygı değerleri üzerinde yükselen yaşantısını gölgede bırakırken Balzac açıkça tuttuğu tarafını geç kalmadan ortaya koyabilmek adına romantik kızımızı adım adım (biraz acele adımlar) "trajediye" sürükler. Ancak bu trajedi pek tepeden inme kalır,
İki Yeni Gelinin AnılarıHonore de Balzac · Can Yayınları · 2020574 okunma
10/10
·400 syf.··
2025 27. kitabı
O kadar güzel ki. Duru, abartısız bir anlatım. Filistin'in Tantura köyünden bir aile, başlarına gelecekler malumumuz. Kitap isyan etmiyor, kin dolmuyor ama başımıza geldi çekiyoruz kisvesinde ölümü de beklemiyor asla. Çocuk gözlerinin önünde abisinin, babasının katledilmesi de var, oğullarını evlendirmek, düğünlerini yapmak da. Sürgün olmak da var, gittiği yere ait olmamak ama ayrıksı kalmamak, memleketini hep özlemek ama gittiği yere de çiçekler ekmek var. Çok, çok güzel bir anlatıydı, hayatın sahiciliği, hayatın ne olsa devam edişi çok inceydi, naifti. Güzelleme yapmıyor asla zaten işgal ortada, zulüm ortada neyi güzelleyecek? Zülme direniyorlar, o anda ellerinden ne geliyorsa, ne yapabiliyorlarsa, umutlarını kaybetmiyorlar, ne yaşamaktan ne topraklarından. Bazen zamanın ruhuna kapılıyorlar, bazen farklı fikirlere savruluyorlar, bazen birbirlerine düşüyorlar (hepsi de insan için, insana dair değil mi) ama aile olmaları, birbirlerine tutunmaları ve hemen bir kahve pişirivermeleri değişmiyor. Seviyorlar, seviliyorlar, görevlerini yerine getiriyorlar. Hayatın içinde, hayatla bir akıyorlar. Çok güzeldi çok. Geçtiğimiz yıl, Mo Yan'ın İri Memeler Geniş Kalçalar'ını okumuştum. Orada da Çin'in başından geçen tüm değişimler, yıkımlar, kurulumlar, yoksulluklar, acılarda bir ailenin hikayesini, anasının memesinden yedi sene kopamamış oğlanın ağzından okuruz. Orada oğlanın kişisel trajedisi de vardır. O, civarında tüm acılarıyla dönenen hayata karışamaz bir türlü annesinin kucağından inip de, ne acıyı, ne mücadeleyi, ne hayata içkin sevmeleri, sevilmeleri, karşılaşmaları duyabilir. Ve romanın sonunda da ayakları altında bitivivermiş sarı otlar gibi alır kendini: öylece bittik topraktan, büyüdük ve gidiyoruz. Oysa Tanturalı Kadın'daki kadınlar, oğlanlar, kızlar, erkekler hayatın
Tanturalı KadınRadva Aşur · Ketebe Yayınevi · 2025750 okunma
9/10
·368 syf.··
2025 30. kitabı
Neval es-Saddavi'nin bu çalışması kendi coğrafyasında biraz zülfiyare dokunmadığı için, biraz da ve özellikle İngilizce baskılarında batılı okura "oynayacak" değişiklikler yaptığı (adının, bölüm sıra ve uzunluklarının değiştirilmesi gibi) için eleştirilmiş, bunlar çevirmenin önsözünde derli toplu anlatılıyor. Ancak, Neval es-Saddavi'nin düşünce çizgisinde bulunan bir kişinin bu eleştirileri alması da, bu 'oyunları' oynaması da bana anlaşılır görünüyor. Zira kendisi, dönemindeki (70-80) yükselen feminizmin tavizsiz sertliğini taşımadığı gibi, batılı okura ses duyurma arzusunda olduğundan onların dikkatini çekecek hamleler yapmak istemesi de bana normal geliyor. Neval es-Saddavi Arap coğrafyasında kadınların maruz kaldığı, hepimizce malum olan kadın sünneti, boşanma haklarının kağıt üstünde ve daha da fazlacası pratikteki eksiklikleri, politikaların iki yüzlülükleri ve kadınların ikincilliği sorunlarını açarken öncelikle bunların sanılmak istendiği gibi yalnızca Arap coğrafyasına ve İslamiyetten kaynaklı olmadığını, dünyanın her yerinde, bireylerin kişisel dindarlıklarından bağımsız olarak dinlerin/mitlerin/anlatıların şekillendirdiği kafa yapısının ve kapitalizmin sömüren/istifleten/tüket(tir)en yapısının sonuçları olduğunu söylüyor. Dolayısıyla bugün kitapçılarda kendisine ayrı bir raf, üniversitelerde ayrı bir kürsü bulan "kadın çalışmalarının" ülke politikalarından, ve dahi küresel politikalardan ayrı düşünülemeyecek bir "insan", bir sosyoloji konusu olduğunu belirtiyor. Arap coğrafyası derken elbette İslamiyeti atlaması mümkün değil, Neval es-Saddavi İslamiyetin özünde eşitlikçi ve sosyalist bir sistem olduğunu ancak Hz.Muhammed'in ölümünden hemen sonra bozulmaya uğradığını anlatıyor. Dolayısıyla Arap dünyası için yaptığının açıkça sekülarizme bir çağrı olduğu,
Havva'nın Saklı YüzüNevâl El-Seddavi · Ayrıntı Yayınları · 2019222 okunma
6/10
·208 syf.··
2025 32. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 16 Ağustos 2025 19:14
Mektuplardan oluşan bu kitap adını koymakta güçlük çektiğim bir yetersizlik hissiyle bıraktı beni. Ya kitabın adı uymuyor (adı bir kadın düşmanı olmuşsa kitabın, kitaptaki kadın düşmanı karakterin kadın düşmanlığının daha derin ve doyurucu ele alınmasını beklerdim) ya da roman daha uzun olması gerekirken kısaca geçiştirilmiş, Reşat Nuri çok sevdiği imza klişesini (başta nefret ettirdiği karakterin aslında ne kadar masum olduğunu sonda anlatma) bir an evvel verebilmek için konuyu hızlıca finale getirmiş (aynı hissiyata Yaprak Dökümü'nde de kapılmıştım. Üstelik bu kitaba kıyasla daha fazla karaktere değindiği o romanda çoğundan bir kaç cümleyle bahsedip hiçbir kişiyi, olayı derinleştirmeden bizi finale götürmüştü). Kitap İstanbul'da yaşayan Sara kızımızın, görev gereği Erzurum'a gitmiş paşa babasına onu ne çok özlediğini, yaz gelip de bir an evvel babasının yanına gidip ona kavuşacağı için ne denli heyecanlı olduğunu anlatan mektubuyla başlıyor. Burada Sara bize oldukça naif, munis, hanım bir kız olarak veriliyor ancak hemen bir sonraki sayfada aynı Sara'nın İstanbul'daki yakın bir arkadaşı Nermin'e yazdığı başka bir mektupla devam ederken, Sara'nın bir sayfa evvelki munisliklerinin nasıl numara olduğunu, kendisinin tek derdinin İstanbul ve eğlencelerine yakın bulunmak olduğunu anlıyoruz. Gelgelelim kuzeninin düğünü için İstanbul'a yakın bir köye gitmek durumunda kalır ki bu vesileyle Erzurum'a gitmekten yırtmıştır. Nasılsa bir punduna getirip İstanbul'a tez vakit döneceğini düşündüğü köy ziyareti tahmininden uzun, maceralı ve keşif dolu geçer. Bundan sonrasını kitabın son elli sayfasına kadar Nermin'e yazdığı mektuplardan okuruz. Yazar bu hoppa tabiatlı kızın iç dünyasını güzel aktarmış, ona karşı ya da ondan taraf tutmadan. Sara güzelliğinin farkında olan hemen her
Bir Kadın DüşmanıReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 20105,3bin okunma