Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
21 Aralık yani en uzun geceden selamlar sevgili kitapseverler. Okumakta olduğunuz bu yazı ne bir inceleme yazısı ne de bilimsel içerikli bir tür makale. Belki bir deneme/sohbet yazısı diyebiliriz.
Konu aslında 21 Aralık temalı olsun istedim. En uzun gecenin düşündürdükleri ve aynı zamanda hissettirdikleri üzerine bir yazı…
İnsan gün sona erince, güneş batınca, her yer kararınca bir şeylerin muhakemesini yapıyor kendi içinde. Adeta bir mahkeme salonu kurup kendi iç dünyasında kendini ve olayları sorgulamaya başlıyor. Ben ne yaptım? Bu şekilde davranmamın gerekçesi neydi? Haklı mıydım veya haksız mıydım? Tüm bu olanları hak ediyor muyum? gibi bu tip sorular aklımızı kurcaladıkça ve kendi içimizde dahi sorularımıza cevap alamadığımızda huzursuz olmaya başlamamız an meselesi haline gelebiliyor.
Oysa, insan evrenin en karmaşık bir bilmecesi gibidir. Yeri gelir kendini bile anlayamaz insanoğlu. Adeta kendine yabancılaşır. Bu yüzdendir ki, insanın bir başkasının hal ve hareketlerine anlam verme konusunda bocalaması da anlaşılabilir bir durumdur.
Olur ya, bazen kendimizi tüm kalabalıklar içinde yalnız hissederiz. Bu yeri gelir anlaşılamadığımızdan yeri gelir başka nedenlerden olabilir. Gitmez dediğimiz kim varsa arkamıza dönüp baktığımızda acı gerçek tokat gibi yüzümüze vurur gibi hissederiz ya hani işte tam bu noktada benim ilacım ya yazmaktır ya da kitapların dünyasına gitmektir. Her şey ve herkes çekip gidebilecekken sığınacak limanlara ihtiyaç duyar insan. Bu benim için yazmak, okumak ve belki de müzik dinlemektir. Yıllar önce yazılmış bir eseri bugün okuyabiliyor olmak o zamanları yaşamak, tarihin sayfalarında dolaşabilmek bir insanın ulaşabileceği en kıymetli anlardan biridir bana göre. Türk ve dünya edebiyatı klasiklerini okurken ayrı bir heyecana kapılmam bu