Var olmak mı olmamak mı? Budur işte sorun.
Aklın katlanması mı daha soylu bir davranıştır vicdansız kaderin attığı taşlara ve oklara,
Yoksa dertler deryasına karşı silaha sarılıp direnerek yok etmek mi hepsini?
Ölmek, uyumak, ötesi yok...
Ve uykuya vararak sona erdirmek şu yürekte ki sızıyı,
Bedene doğadan miras kalan bin bir sancıyı..
Bu son yüceliş derin bir imanla özlense diye ölmek, uykuya dalmak, uyumak, belki de rüya görmek..
Asıl engel bu ya.
Çünkü biz kıvranan şu fani kalıptan sıyrılınca o ölüm uykusuna hangi rüyalar girecektir diye kaygıya düşer kalırız.
İşte bu düşünce çok uzun yaşamayı cehenneme çevirir.
Yoksa kim göğüs gerebilir kırbaçlı ömrün cefasına, zorbanın haksızlığına, küstahın hor görmesine, karşılıksız kalan sevginin çektirdiği acıya, adaletin yavaşlığına, yönetimin kibrine, değersizlerin sabırlı erdemleri ezmesine, kim katlanır çıplak bir hançerle kendi hesabını görüp huzura kavuşmak varken kim dayanır sanki ağır yaşam yükünün altında inleyip ter dökmeye,
Ölümün ardından gelecek bir şeyden korkulmasa.
Keşfedilmemiş bir ülkedir ölüm, sınırlarını aşan hiçbir yolcu dönemez.
Yürek şaşı kalır da sineye çekeriz alışık olduğumuz dertleri, hiçbir bilgimiz olmayan belalara atılmaktansa.
İşte bu bilinç korkağa çeviriyor hepimizi.
Kaygıdan düşen gölgeler hasta edip solduruyor iradenin yürekten kopup gelen canlı rengini ve yüce umut taşıyan umut dolu atılımlar hep bu düşünceye kapılıp, ters yönlere gidip eylem adına layık olmuyor artık..