Sana bir kaç gün önce demiştim,"Sana hiç güvenmiyorum" diye -- sen bana, "Sen bana tam olarak güvenmiyorsun" dedikten sonra:-
Güven, ilişkide çok temel bir yer tutar -- tersinden başlayalım: Güvensizlik,naftalinlenmemiş yünlünün içine giren güve gibi (--ses benzerliği herhalde rastlantı!), delikdeşik eder ilişkiyi. İki kişinin karşılıklı güveni de temel taşı gibidir ilişkinin : onun üstünde sağlam durur.
Öte yandan, güvenin bir özelliği, sanki t e k b i r bütünlüklü tutum ('duygu' değil) olmasıdır; sanki, niceliği yoktur (--- bak: yukarıdaki tümcede, "İki kişinin karşılıklı güvenleri" demedim: İki kişide ayrı ayrı bulunan birer 'duygu' --- 'güven duyma' --- olduğu halde; ikisi için de bir ve aynı tutumdur bu ; ya da ancak öyle olunca, güvendir); dolayısıyla, ya t a m olarak vardır, ya da h i ç yoktur.
Önemli olan,kişinin duygularını tam olarak bilmesi (ki bu, en son sınırda, olanaksızdır) değil, onları denetim altında tutabilmesidir --- ama bunun için de onları tam olarak bilmesi gereklidir: İki yanlı olanaksızlık!
Belki temel hata,sevgiyi bir 'duygu' işi olarak görmekte --- duygu yanı yok değil; ama bu, bilinçle dengelenmezse --- yalnızca duygusal kalırsa --- kişinin özgürlüğü pahasına yürüyor. Bu oluşumun en önemli göstergesi k ı s k a n ç l ı k : sevginin tek yanlı yozlaşması... Akıldışı hale gelmesi,bilgiyi çeler hale gelmesi...Sevginin iki kişinin ilişkisi olmaktan çıkıp, bir kişinin ötekine yönelik bir tutumu haline gelmesi...
Tümüyle güvendiğiniz bir şeye asla kendinizi adamazsınız.Kimse yarın güneşin doğacağını fanatik bir biçimde haykırmaz.Çünkü güneşin yarın doğacağını herkes bilir. İnsanlar, politik ya da dinsel inançlar ya da başka tür dogmalar ya da amaçlar için kendilerini fanatikçe adıyorsa bunun nedeni daima, bu dogmaların ya da amaçların kuşkulu olmasıdır.