Sinem Solak

Sinem Solak
@sinemsolak
Hacettepe Üniversitesi
İzmir
13 okur puanı
Şubat 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
'Diyet yapılarak verilen yüksek kilolar karşısında vücut bir anda savunma mekanizmasına geçmekteydi. Sonuçta fazla kilolar bizim için çirkin bir görüntü oluştursa da vücut onları zor günlerde kullanacağı ek depoları olarak görüyordu. Bu depolar kısa bir süre içinde hızlıca yok olunca vücut çok basit bir reaksiyon başlatıyordu. Depolar bu kadar hızlı tükendiğine göre beynin henüz göremediği bir sorun olmalıydı. O nedenle yemek yemeyi tetikleyen hormonların miktarlarının seviyesini artırırken, tokluk hissi veren hormon miktarlarının seviyesini azaltıyordu. Üstelik hormonların salgılanmasıyla ilgili bu temel mekanizma değişikliği neredeyse bir yıl boyunca bu şekilde devam ediyordu. Böylece kısa sürede yüksek miktarda kilo veren insanlarda hormon seviyelerindeki bu kalıcı değişiklik yüzünden doyma hissi bir türlü istenilen seviyede olmuyordu ve bu insanlar sürekli aç hissediyorlardı. Sonuçta kısa dönemde verilen bu kilolar altı-sekiz ayda fazladan 2-3 kilo ile beraber geri alınıyordu.' (Joseph Proietto (2015). Chemical messengers: how hormones make us feel hungry and full. The conversation.
Sayfa 216·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
'Yaşlandıkça zaman algısının değişebilir olmasını açıklayan başka modeller de var aslında. Bir diğer popüler model de oran modeli. Buna göre, örneğin iki yaşındaki bir çocuk için geçen bir yıllık zaman dilimi, dünyada var olduğu ömrünün yarısına karşılık gelmekte. Oysa yirmi yaşındaki bir kişi için bu bir yıllık süre ömrünün sadece 20'de biridir. Yani çocuk için %50 uzunlukta hissedilen şey, yirmi yaşındaki kişi için %5 uzunlukta hissedilir. O nedenle de çocukken zaman daha uzun algılandığından daha yavaş geçiyormuş gibi gelir. İnsanlar her ne kadar yaşlarını 30'lar, 40'lar gibi on yıllık süreçlerle tanımlasalar da bu modele göre durum logaritmiktir ve on-yirmi yaş arası ile elli-altmış yaş arası aynı olmamalıdır. Şimdi sıkı dur, zira bu modele göre beş ve on yaş arası hissedilen zaman ile on-yirmi yaş arası hissedilen zaman aynıdır. Daha da kötüsü kırk ve seksen yaş arasında hissedilen zaman da bu zamanlara eşittir. Yani sevgili Devin, beş yaşından sonra yaşadığın beş yıl, kırk yaşından sonra yaşayacağın kırk yılla aynı uzunlukta olacak ne yazık ki.'
Sayfa 316·Kitabı okudu
Hiç de aptalca değil, çok doğruydu yaptığım, bir insanın yerine ötekini kolayca koyamazsın. Çok kıymet verdiğin birileri hayatından koparılınca, onun acısını, sancısını, yasını yeterince tutmadan başka birine sarılamazsın. Bu, hem kaybettiğin insana hem de kendine yapacağın en büyük saygısızlık olur. Bunu yapamazdım, aklım kabul etse bile gönlüm kabul etmezdi.
Ve Siddharta kendi kendisiyle konuşur gibi alçak sesle şöyle dedi: "Nedir bu murakabe? Neymiş bedenden çıkıp gitme? Neymiş oruç? Neymiş nefesin tutulması? Ben'den kaçıştır bu,benliğin eza ve cefasından kısa süre için yakayı kurtarmaktır, acıya ve yaşamın anlamsızlığına karşı kısa süreli br duyarsızlıktır. Han köşesinde birkaç tas pirinç şarabı ya da mayalanmış hindistancevizi sütü içen bir sığırtmaç da kısa süre için aynı duyarsızlığı yaşar.Kendi benliğini duyumsamaktan çıkar böyle zamanlarda, yaşamın acılarını hissetmez olur, kısa süreli bir duyarsızlığa kavuşur. Şarap tasının üzerinde sızıp kalır, uzun çalışmalar sonucu bedenlerinden çıkıp giderek Ben'sizlilkte kalan Siddharta ile Govinda'nın ele geçirdiği şeyin aynısını ele geçirir.İşte sana gerçek, dostum Govinda!"
Sana bir kaç gün önce demiştim,"Sana hiç güvenmiyorum" diye -- sen bana, "Sen bana tam olarak güvenmiyorsun" dedikten sonra:- Güven, ilişkide çok temel bir yer tutar -- tersinden başlayalım: Güvensizlik,naftalinlenmemiş yünlünün içine giren güve gibi (--ses benzerliği herhalde rastlantı!), delikdeşik eder ilişkiyi. İki kişinin karşılıklı güveni de temel taşı gibidir ilişkinin : onun üstünde sağlam durur. Öte yandan, güvenin bir özelliği, sanki t e k b i r bütünlüklü tutum ('duygu' değil) olmasıdır; sanki, niceliği yoktur (--- bak: yukarıdaki tümcede, "İki kişinin karşılıklı güvenleri" demedim: İki kişide ayrı ayrı bulunan birer 'duygu' --- 'güven duyma' --- olduğu halde; ikisi için de bir ve aynı tutumdur bu ; ya da ancak öyle olunca, güvendir); dolayısıyla, ya t a m olarak vardır, ya da h i ç yoktur.