Her yerde kitaplar. Fısıldıyorlar. Belki bağırmak istiyorlar ama bozulmaktan, yitip gitmekten korkuyorlar. Kitaplar korkar mı ? Sadece insanlardan. Korku ancak bizde var. Sevmekten, ölmekten, beğenilmemekten korkuyoruz.
Salon oturmaları vardı eskiden. Neden salonda oturulur? Çünkü soba orada sadece orası sıcak. Yazla kış kadar fark ederdi diğer odalar. Aileyi bir arada tutan gizli bir bağdı sobalar. Soğuk odalara gitmeye kimse cesaret edemediği için herkes salonda oturur, muhabbete katılmak durumunda kalırdı. Bir odanın olmazsa olmazı olduğunu macarcada sobanın oda anlamına gelmesinden anlayabilirsiniz. Demini almış her an içilmeye hazır çayın kaynama sesi ve olağanüstü kokusu sarardı odayı üzerine koyduğumuz kestaneler emin ellerdeydi bilirdik. Kışın soğuk algınlığından korunmak için mandalina yediğimiz doğru değil. Kabuklarını sobanın üzerine koyup kokusundan mest olmak için yerdik hızlıca. Üzerinde ekmek kızartır tereyağını ekmeğin üzerine teslim ederdik. Bize unutulmaz bir tat hazırlardı sobalar...
Kış akşamlar dışarıda kar yağar sobanın ateşli kırmızı sarı ışığı duvarlarımızı aydınlatırdı. Kuzine sobalarda tabi ki şehirlilerin kumpir diye bildiği keyif. Ellerimizi yıkadıktan sonra parmaklarımızla üzerine sıçrattığımız suların pıs pıs’ları. Sobanın karşısında önce misafirlere, yoksa evin çocuklarına rezerve bir divan. Diğer odalardan soğuk gelmesin diye rulo şeklinde yapıp kapının önüne koyduğumuz battaniye ve güdük necminn o sobanın içine nasıl sığdığı bir neslin çoçukken aklındaki tek soruydu