İnsanın romantik tasdikine veya duygusal teyidine ontolojik bir ihtiyaç duymuyorum. Modernitenin hız kültürü içerisinde, kişilerarası ilişkilerin önemli bir kısmı duygusal bağımlılık, onay arayışı ve karşılıklı psikolojik yatırım üzerinden şekillenmektedir. Oysa benim için anlamın temel referansı, beşerî arzuların değişken psikodinamiğinden ziyade Kur'an-ı Kerim'in aşkın hakikat iddiası ve aklın muhakeme yetisidir.
Sevgiyi, başka insanların geçici yönelimlerinde değil; Allah'ın mutlak rahmetinde ve peygamberlerin ahlaki örnekliğinde temellendiriyorum. Bu nedenle bireylerden gelen ilgi, beğeni veya romantik yakınlık tekliflerini varoluşsal bir gereklilik olarak değerlendirmiyorum. İnsan sevgisi kıymetlidir; ancak ontolojik bir zorunluluk değildir.
Bir bireyin açık biçimde istemediği bir ilişkiyi sürdürmeye çalışmak, psikoloji literatüründe sınır ihlali, ısrarcı davranış örüntüsü veya obsesif eğilimler bağlamında değerlendirilebilecek bir tutumdur. Bir kişinin reddini kabullenemeyerek sürekli iltifat, duygusal baskı, manipülatif söylem ya da hakaret üretmek; sağlıklı bağlanma mekanizmalarından çok, benlik düzenleme güçlüklerine işaret edebilir. Elbette herhangi bir klinik tanı ancak uzman değerlendirmesiyle konulabilir; ancak davranışın kendisi yine de sorunlu olabilir.
Her insanın çocukluk yaşantısı, bağlanma örüntüleri ve gelişimsel travmaları bulunabilir. Bununla birlikte yetişkinlik, kişinin kendi ruhsal yükümlülüklerini üstlenme evresidir. Bir başkasını terapist, kurtarıcı veya duygusal rehabilitasyon nesnesi hâline getirmek etik değildir. Psikolojik destek ihtiyacı bulunan bireylerin başvurması gereken yer; kişilerarası baskı mekanizmaları değil, profesyonel ruh sağlığı hizmetleridir.
Özgür birey, başkalarının onayına bağımlı olmayan; sınır koyabilen,