• "Kürt realitesini kabul etsem artık ve adam gibi Türkçe bir şiir yazsam; Şırnak, haritadan jiletle oyulmuş gibi sessizce kanıyor."
  • Kitap yardımlarınızı bekliyorlar
    Şırnak uludere şenoba beldesi
    Kadir benek: 0530 582 70 56
  • Kitap severler lütfen, destek olalım....🍀📚📚

    Okumak anlamaktır anlamak ise adalettir paylaşılmayan adalet işleyişinde içi boştur hiç bir hediye kitaptan daha büyük bir hediye olamaz.. Şırnak uludere şenoba beldesinde bulunan okullar için bir KİTAP KAMPANYASI AÇILMIŞTIR sizde bir kitap göndererek karanlığa bir taş atın..
    İletişim bilgileri.

    Şırnak uludere şenoba beldesi Kadir Benek
    Tel; 05305827056..
  • İneklerini Satarak Dünyayı Dolaşan Şırnaklı Çiftin Ayakta Alkışlanacak Hikayesi Sizi Çok Etkileyecek

    Sizi Şırnak'ta çiftçilik yapan Artuç çifti ile tanıştıracağız şimdi. Öğrenme aşkının ve entelektüelliğin nasıl da bildiğimiz kalıplardan farklı olduğunu göreceğiz birlikte.

    Kaynak: DHA

    Şimdi sizi Feyzullah ve Taybet Artuç çifti ile tanıştıracağız. Şırnak'ın Balveren beldesinde çiftçilik yapan bu aile, gezginliği kendilerine düstur edinmiş.

    Feyzullah Artuç, ilkokul mezunu bir çiftçi ve fakir bir çoban olduğu için zamanında kimse kızını vermemiş ona. Daha sonra da görücü usulü Taybet Hanım ile evlenmiş. Karısı kendi ile evlendiği için onu çok sevdiğini söylüyor. Onların hikayesi de buradan sonra başlıyor.

    Feyzullah Artuç, ilkokul mezunu ama her şeyin tahsil demek olmadığının en güzel örneği. Farklı kültürleri keşfetmek, yeni insanlar, yeni ülkeler tanımak için eşini de almış yanına ve gezmeye başlamışlar.

    Bu arada Taybet Hanım okuma yazma bilmiyor ancak eşi Feyzullah Bey'in ısrarıyla kursa başlamış.

    Burdan sonrasını Feyzullah Bey'in kendi sözlerininden okuyalım çünkü bizim kuracağımız cümleler, onunkinden daha güzel olmayacak. Birazdan siz de bize hak vereceksiniz.

    "Dışarıya açılmadan önce Türkiye'den başladık. Tabii eşimi gerçekten çok seviyorum. O da beni seviyor. Ben bir köylü çocuğuyum eşimle birlikte dışarıya açılmak istedik."

    Önce Çanakkale, Bodrum, Marmaris ve Türkiye'nin tarihi ve turistik yerlerine gittik. Ondan sonra ilk olarak 2010 yıllarında Suriye'ye gittik, Irak, İran, Gürcistan, Ermenistan, Rusya'ya gittik. Dil bilmediğim halde orada insanlar bize hoşgörü ile baktı. Anlaştık onlarla. Moskova'da kendi yöresel kıyafetlerimizle fotoğraf çektik. Zaten biz kültür gezisi amacıyla gittik. Şırnaklıyız kendi kıyafetlerimiz ile gittik. Kimseden bir tepki almadık. Orada bizden kat kat ilerde olan sosyal ve kültürel altyapıyla tanıştık. Japon, Çinli ve daha bir çok kafile ile karşılaştık. Bizlere nereli olduğumuzu sordular. Şırnaklı olduğumuzu anlattık. Yöresel kıyafetimiz olduğunu anlattık.

    "Yabancı dil bilmediğimiz için yabancılarla işaret dili ile anlaşıyorduk."

    "Gideceğimiz yerleri öğrenmeye çalıştık. Japonya ziyaretinden sonra 'niye Küba'ya, Brezilya'ya ve diğer Avrupa ülkelerine gitmiyoruz' dedik. Bu yıl Küba'ya gittik, sosyalizmi yerinde inceleme fırsatı bulduk. İnsanlarla kültür alışverişinde bulunduk. 50 yaşındayız, gelecek sene de Mısır'a gitmeyi düşünüyoruz. Mısır piramitlerini, Kahire Üniversitesi'ni ziyaret etmeyi düşünüyoruz. Avrupa'ya gitmeyi düşünüyoruz"
    Gerçekten bizim bu Ortadoğu coğrafyası kan içinde. Gerçekten ileri demokrasi ile yönetilen ülkeleri görüş, sosyal hayatlarını yerinde görmek istiyoruz."
    Bir de Feyzullah Artuç'un kadınların toplumdaki yeri ile ilgili görüşleri var ki, çoğu insana ders olarak okutulması lazım.
    Muhafazakar ailelerde kadının değeri bellidir. Ama, ben hiçbir zaman kadın ve erkeği ayırt etmedim. Ben ırk, dil, din ayrımı yapmadım. Burada hayat müşterektir. Ben eşimi seviyorum. O da insan ben de insanım. O da çalışıyor ben de çalışıyorum. Beraber çalışıyoruz, beraber de yiyoruz. Yemek onun da hakkı."

    "Burada kadının özgür olabilmesi için önce kendi sosyal güvencesini kazanması lazım, kendi kazanması lazım. Ben eşime hak veriyorum. Ama eşime tüm haklarını veremem ama eşimin tüm haklarını bilmesi lazım."
    Bana karşı kendini korumayı bilmesi lazım. Önce kendi hakkını savunması lazım sonra başkasının hakkını savunabilmeli."
    Eşim domates ekiyor, buğday, biçiyor, büfeye bakıyor. Yani bunu yapmadan, onu götüremem çünkü maddi olarak imkanımız elvermez. Ama beraber çalışıyoruz yemek, gezmek, tozmak onun da hakkı. Ama toplumda kadına hak verilmiyor. Kadının kendi hakkını savunması lazım ben nasıl ondan izinsiz başka şehirlere ülkelere gidebiliyorsam, onun da aynı haklara sahip olması lazım ve girişimde bulunması lazım"

    Taybet Hanım ise yurt dışı gezilerine çıkmak konusunda ilk önce çekimser kalmış ama daha sonra o da gezginliği sevmiş.
    Çünkü geride kalan 5 çocuklarını, onlar yokken nasıl bırakacaklarını düşünmüş ama Feyzullah Bey öyle bir cümle kurmuş ki, hak vermeden edememiş.
    Beni yanına almadan bir yere gitmek istemiyor. Ben de doğal olarak 'geride kalan çocuklar ne olacak, onlara kim bakacak' kaygısı ile gitmek istemiyorum. Ama buna rağmen 10 ülkeye gittik. Ülkelerin kültürlerini tanımak için gezmeye de devam ediyoruz. Eşim bana, çocukların büyüdüğünü kendi kendilerine bakacağını ve biz yaşlandığımız zaman evde oturmak zorunda olacağımızı o nedenle yaşamız el verirken gidip dünyayı gezmemizin güzel olacağını söyleyerek beni ikna ediyor. Şimdi gündemimizde önce Mısır, ardından Avrupa ülkeleri var" diyor Taybet Hanım.

    Çiftin çocukları Bahar'ın, annesi ve babası hakkında söyledikleri ise o kadar etkileyici ki, insan gerçekten imreniyor.

    Bahar'ın sözleri tam olarak şöyle: "Babam anneme çok düşkündür. Nereye gitse onu yanında götürür. Babam, ziyaret edeceği ülkeye gitmeden önce o ülke ile ilgili kitapları okur. Babam ilkokul mezunu. Ancak kendisiyle sohbet edince yüksekokul bitirdiğini düşünürsünüz. Çok bilgili ve kültürlüdür. Yabancı dili yok ama girişken olduğu için insanlarla dillerini bilmese bile kolaylıkla anlaşabiliyor. Anneme dayatarak okuma yazma kursuna gitmesini sağladı. Onlar şimdi dünyayı gezerek gittikleri yerlerin kültürlerini öğreniyorlar"
    Hepinizin kafasında "Peki kaynağı nasıl buluyorlar?" sorusu olabilir, hemen onun cevabını da verelim.
    Her yerde otel oteldir, lavabo lavabodur. Biz farklı kültürleri tanımak görmek için gidiyoruz. Çiftçilik yapıyoruz. Burada hayvanlarımız var mesela 2 yıllık 3 yıllık bir buzağı 10 bin liraya mal oluyor. Biz iki inek satsak Japonya'ya gidebiliyoruz. Yani yolculuğumuzu böyle karşılıyoruz. Rusya, Japonya gibi ülkelerde dolandırıcılık olmuyor. Dünya küçük bir yerdir. Bugün dışarı çıkmaktan kimse korkmamalı." diyor Feyzullah Artuç.

    Feyzullah ve Taybet Artuç çifti, gezgin bir çiftten çok, sınırların nasıl aşılacağını gösteren bir ders konusu adeta. Ayrıca Feyzullah Abi'nin eşine verdiği değer ve birçok insanın sahip olmadığı vizyonu takdire şayan!
  • Şırnak cizrede türbesi bulunan memu zine ziyaretim sırasında girişinde zorlu ve dik olan merdivenlerinden inerken, burası nasıl gizemli bir aşıklar türbesi demiştim, oradakilerin inanışına göre aşık olmayanların giremediğini bir yermiş, içerisindeki odada bir tarafta yaşarken kavuşamamış iki sevgilinin yan yana kabri diğer tarafta ise onları ayıran bekirin kabri vardı. Burda bile huzura kavuşamayan aşıkların hikayesini merak edip okudum. Bekir, kötülüğü, ikiyüzlülüğü, koğuculuğu, fitne ve fesatçılığı, dalkavukluğu temsil ediyorken.Doğruluğu, iyiliği, suçsuzluğu, zayıflığı ve çaresizliği de Memo ve Zin’in şahıslarında toplanmış. Yazar eserine zamanın yaşantısını,sosyal durumunu ve kültürünü büyük bir ustalıkla işlemiş. Eser; Türkçe, Farsça, Arapça, Fransızca ve Rusça’ya tercüme edilmiş. Bu gerçek hikayeyi herkes okumalı buda leyla ile mecnun gibi bize ait bir kültür ve bu hikayeyide bilmemiz gerektiğini düşünüyorum.
  • Beyaz bir altın pamuk, Adana'mdan hediye
    Tüm dünya aşıktır, bilirsin; Van'daki kediye
    Gökteki Ay; tıpkı bizim Kütahya'da porselen
    Güneş doğarken İstanbul'dan bir başka yükselir

    Artvin'de bal kadar tatlı, Afyon'da kaymak
    Ne müthiş; Antalya'da deniz keyfi, Uludağ'da kaymak
    Ya da Erzurum'da; Palandöken, Kilis'te yorgan diker halkım
    Zonguldak'ta kömür yüz karartır

    Pek sevilir bur'da, Kastamonu kır pidesi
    Ve ya bir simit kap otur seyret, Üsküdar'da Kız Kulesi
    Mersin'de Kız Kalesi, Rize'den çaylar
    Geçtiysem illa içmişimdir Susurluk'tan ayran

    Ve bayrak dalgalanır gülümser Çanakkale
    Mardin'de taş evler, her derde devadır Pamukkale'm
    Sivas'ta kangal korur köyü, Edirne'de pehlivan
    Yolun düşerse bir gün tadıp Erzincan'dan peynir al

    Denizli'den öten horoz, sekiz ilden duyulur
    Bu bizim soframız, buyurun hepimizi doyurur
    Huyumuz suyumuz bir, kazılan kuyumuz girme
    Kıbrıs'ta bizimle elbet Lefkoşa ve Girne

    Hep aynı yerde düştük yere, hep aynı yerde ezildik
    Ne Azeri, ne Türkmen ayrı, ne Lazı, ne Kürdü
    Sen parçala ve kirlet, ülkem kültürlere birlik
    Amaç hep bir ağızdan "Burası yurdum!" diyebilmek

    Aşık Seyrani, Mimar Sinan, Erciyes, Kayseri
    Gaziantep türküleri, bahçalarda mor meni
    Gel Paris'ten, Şanlıurfa'm topraktan evler
    Ocakta mırra pişerken ozanlar manî söyler

    Sırtımda Nemrut, bir kolum cendere adım; Yaman
    Kekik kokar Balıkesir, Iğdır'dan söker şafak
    Akkuş, Aybastı, Çatalpınar, Fatsa, Ordu
    Tüm sokaklarım tozlu ben Diyarbakır'da doğdum

    Eğer Karadeniz'den geçerseniz, Trabzon'da durun
    Dinle İskoçya'nın gaydasını kıskandırır tulum
    Konya'dan seslenir Mevlana Celaleddin Rumi
    Bugün kimse yüz dönmüyor bize Nasreddin gibi

    Elazığ'da Gakkoş'um, Aydın'da Efe
    Bende dokuz dağın gücü, mermi göğsümden teper
    Bir tek Pir Sultan Abdal konuşturur bağlamayı
    Bana bir metris, bir Malatya hatırlatır Ahmet Kaya'yı

    Bayburt, Bolu, Ankara, Amasya ses ver
    Samsun'da tütün sarıp, Karaman'da koyun gütsem
    Tekirdağ'da rakı içsem, Gümüşhane'de kuş burnu
    Hiç görmesem de, Muş'u anlattılar, hoş buldum

    Ardahan, Hakkari, Siirt; el kaldırın gardaş
    En iyi dostum Hataylı, en kahraman Maraş
    Ne için kavga, ne için savaş? Bu senin yurdun!
    Sakarya, Osmaniye, Dersim ve Burdur
    Tokat'ın boynuna gerdanlık Yeşilırmak

    Hâlâ Kars'ın bağrında, doksan bin şehit
    Cudi, Silopi, Şırnak, Serhat Seyit
    Tam 923 ilçe 81 şehir; İzmir'de iç, kordonda sız
    Ayrı keyif tabii, yiğit Ağrı'nın başında erir mi kar?

    Sıkı giyin, tam on yıl üstüme geldiler gıpta edip
    Adım Kırklareli, hiç sıkmadım düşman eli
    Bitlis'te beş minare, Kocaeli'm gönlüm gibi
    Kimi bindallı giyer Niğde'de, yazma örer kimi

    Kazma kürek, toprak döver çiftçi; izler paraya boğulan
    Keşke şimdi görüp yazsa Karacaoğlan
    Bu da azsa Muğla, Sinop, Yozgat, Uşak
    Dur; silah yerine sanat, saz ve sözle kuşan vur

    Yeni nesil, yeni kuşak, yeni alet, yeni suça, gel dedikçe geri koşar kul
    Zoru başar, tut, bütün bu güzellikler senin
    Bir gün birlikteysek eğer o gün el üstünde eliz
    Nevşehir'de bir arif tanıdım, tek maaşı ilim
    Edep, haya; adı Hacı Bektaş-i Veli

    Düzce, Karabük, Bartın, Yalova, Batman
    Öyle Isparta'nın gülündeki dikenler her ele batmaz
    Yeşil ve mavi kucaklaşır Giresun'da tüm gün
    Doğanın en masalsı yüzü Kapadokya, Ürgüp

    Henüz askerdim; bir sabah soludum Spil'i
    Tüfek çatıp; süngü taktım, yere koyarken canımı
    Düşüp koşarken tanıdım seni, toprağında kanım
    Sen ki ben giderken arkamdan bakıp ağlayan kadın

    Bingöl ya da Çapakçur'da bir kahvede sabahçıyım
    Aksaray, Mamasun'da olta tutan balıkçı
    Çorum'da dolmacıyım, Kırşehir'de bakırcı
    Ne faşistim, ne gerici, ne bölücü, ne ayrımcı

    Bilecik, Çankırı, Eskişehir, Kırıkkale
    Koyun koyuna yattık, hem de yetmiş milyon kere
    Çözüm mü kin ve hır? Bakın bizim bu kar ve kır
    Yarınlar hür ve bir darılma, küsme, gül, sarıl

    Gitme, dur, kal, akmasın kan, kalkmasın el, ölmesin er
    Anam görmesin dert, bırakma bölmesinler
    Ben neysem öylesin sen, çünkü; bir yemin ve tövbemiz
    Her nerede olursan ol bir; gönül ve gövdemiz

    Hayki - B1R