Titrek bir mum alevinin havaya bıraktığı bulanık bir iz Ve göz gözü görmez bir sis değildik biz Beni bilimle anla iki gözüm, felsefe ile anla Ve tarihle yargıla.
Alıntı
Sis
Ömür yolunun çetin, amansız virajlarını dönerken, tam da bir bahar vaktinde vadiye çöken yoğun bir sis gibidir hayatla arama gerilen o meçhul perde. Ne vakit aralanacağını asla kestiremediğim bu muammanın arkasında, benden nelerin gizlendiğini düşünür dururum. Sisin ardında belirecek her yeni manzara, bu yorgun ruhuma bir ödül vaat edebilir mi gerçekten? Yoksa bu sisli azametin ve beraberinde getirdiği tüm meşakkatlerin ta kendisi midir hayat? Belki sis, gerisinde bir sır sakladığı için değil; başlı başına varoluşun özünü barındırdığı için oradadır -insanın dimağını bulandırıp muallakta bırakan, sersemleten ama esrarengiz bir ödül ihtimaliyle de kendine bağlayan nefes kesici, muazzam oyunun asıl sembolü olan o sis- E.Ö.
Edebiyat
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ay bu sivrisinekler ayaklarım hepsini şiş yaptılar odada bir şey de gözükmüyor nereden geliyorlar 🤦🏼‍♀️🤦🏼‍♀️
Yaşar Kemal'in izinde...
Eylül ayının başı. Havalar tam olarak soğumasa da, güneş aylar önceki gibi yakıcı değil. Yol boyu sıra sıra dizilmiş tarlalar var buralarda. Ne zaman başımı çevirip yolculuk etmekte olduğum araçtan bu tarlaları izlesem, aklıma Yaşar Kemal’in Çukurova topraklarından, tohumundan bahsettiği satırlar gelir. Ekim aylarında patates ekilir buralara. Yazın sıcak döneminde de toplanır. Yolun diğer yarısını da sıra sıra mandalina ağaçları takip eder. Mevsimlik işçiler gelir traktör ve minibüslerle. Cızlavet giymiş ayaklar tarlalarda dolaşır. Sebzeler öbek öbek toplanır o tarlanın içinde. Ayçiçekleri belirir az daha gidince. Yeryüzünü sarıya boyamışlar gibi güneşi yansıtır ve o çiçekleri gözlerimi alır. O kadar ayçiçeğinin arasında bir başıboş dikkatimi çeker. Güneşe yüzünü değil sırtını dönen. Gülüp geçerim. Her şeyin sonu gelmiş gibi kupkuru otlar biter bu tarlarda, ne bir insan, ne bir iz kalır. Hüzünlü bir havayla, sis çöker üzerine. Anlarım ki soğuk, sonra yine bahar gelir.
Sonra bir baktım, yapayalnızdım Ne sis vardı, ne vapur vardı Nereden gelmişti, nerelere gitmişti? Gözlerimi kıstım, tebessüm ettim hey

KerZeY35

@kerzey35
·
Evinde Gitarın Var mı?
Evinde gitarın var mı? Gidelim öyleyse Evinde gitarın var mı? Gidelim öyleyse İskelede karşılaşmıştık Sisli bi' gündü, tanışmıştık Birdenbire, tepeden inme Hem de çabucak kaynaşmıştık Sohbet giderek koyulaşmıştı Birbirimize her şeyi anlatmıştık Ve başka bir şey önermişti bana Dedim ki: "Bilmem e-e-e-eğ" open.spotify.com/track/24jZmXmt4...
Müzik
Film önerileri ve düşündürdükleri...
Ayşen Şahin (Aksakal) En çok tek mekanda geçen filmleri severim. Ortam değişmeden bir konu anlatabilmek için en az 90 dakika tartışılmaya değer bir konu, o tartışmayı dinlemeye değer kılan bir metin ve izlemeye değer kılan çok iyi oyunculuklar gerekir. Bu tek mekan filmleri genelde bir felsefi tartışma ya da ezber bozma üzerine olur ve roller dengeli dağılır. Bir kült olan "12 Angry Men"i bilirsiniz. 1957 yapımı bu film farklı karakterlerdeki mahkeme jürisinin "makul şüphe" üzerinden bir genci idama göndermek ya da beraat ettirmek arasında 180 derece değişen kararları üzerine kurulu ahlaki bir tartışmanın sahneye yansıması. Tüm film 8 numaralı jürinin "Peki ya?.." sorusunu sorması ve tartışmayı açması üzerine kurulu. Bir diğer kült film de 2007 yapımı "The Man From Earth". Taşınan profesör arkadaşları John Oldman'ı uğurlamak üzere bir araya gelen 7 akademisyen, meslektaşlarını taşınma nedeni üzerine açıklama yapması için zorlayınca on dört bin yaşında olduğunu öğrenirler. Biyoloji, sanat tarihi, ilahiyat, antropoloji, arkeoloji, tarih gibi uzmanlıkları olan misafirler kendi alanlarındaki bilgileri ile bunun imkânsız olduğunu ispatlamaya çalışsalar da Oldman'ın cevapları bunun gerçek olabileceğini gösterir. Özellikle dinlerin ortaya çıkışını izahatı, tüm akademisyenleri dehşete düşürür. Senaristi Jerome Bixby'nin 38 senede tamamladığı, sinemanın en entelektüel işlerinden biri olarak tarihe geçen film, izleyiciye 89 dakika boyunca şu soruyu sordurur: "Peki ya?.." 2012 yapımı "Le Prenom"da #306668211, evde bir eş-dost yemeğinde geçer. Vincent, doğacak çocuğuna Benjamin Constant'ın 1816 tarihli aynı adlı romanının kahramanı olan Adolphe'un adını vermek isteyince yemeğin seyri değişir. Tartışmalar, yazılışı farklı olsa da bir çocuğun
Dizi/Film