Gülçin

Gülçin

, bir kitap okudu
8/10
·295 syf.··
2022 5. kitabı
Gabriel Chevallier
8.8/10 · 59 okunma
Reklam
9/10
·112 syf.··
2022 4. kitabı
Uzun zamandır bana yaşadığım hayatı bu kadar sorgulatan birkitaba denk gelmemiştim. "İlkel"in bakış açısı ile "modern"in nasıl göründüğünün bir anlatısı gibi olsa da aslında, bence bize şu an yaşadığımızı hayata dair çok şeyi sorgulatan bir kitap Göğü Delen Adam. Kitabın arka kapağında "Papalagi denince beyazlar ya da yabancılar anlaşılır. Ama sözcüğü sözcüğüne çevrilirse göğü delen anlamına gelir." diye bahsediliyor. Sayfalar arasında gezindiğinde, bu söz öbeğinin ne anlama geldiğini çok net anlıyorsunuz. Afrika kabile reisi Tuivaii'nin anlatısı ile dinliyoruz ilkel ile modernin farkını. Üstünkörü düşündüğümüzde,sahip olduğumuz teknoloji, giydiğimiz kıyafetler, kapısını her gece özenle kilitleyip, perdelerini sıkı sıkıya kapattığımız evlerimiz ne kadar da elzembirer ihtiyaç gibi duruyor bizler için değil mi? Tuivaii işte bunların aslında yozlaşmanın, benliğimizden uzaklaşamanın ta kendisi olduğunu anlatıyor bize. Tuivaii, sömürge amaçlı yaşadığı adaya gelen Avrupalılar'ın kurduğu misyoner okulunda eğitim almış. Göğü delip yaşadığı topraklara gelen beyaz adamların varolduğu dünyayı merak etmiş, gel zaman bu merakına yenik düşerek bir süre Avrupa'da bulunmuş bir yerli. Haliyle iki hayat tarzını da yaşamış, bu iki farklı dünya arasındaki farkı anlatabilecek tecrübeye sahip. Bir bebek zihninin berraklığı ile Avrupa topraklarında insanların yaşam şekillerini gözlemlemiş. Göğü delip gelen beyaz adam onlara ışığı vadetse de, Avrupa'da geçirdiği her gün ona aslında masumiyetlerinin kirletileceğinin bir kanıtı olmuş adeta. Modern insanın bencilliğini, hırslarını, inanç eksikliğini, maddi olarak sahip olduğu "şey"lerin kölesi durumuna düşüşünü temiz bir ruhun penceresinden yalın bir dil ile anlatmış Eric Scheurmann bizlere. En çok da farkında olmadan sahip olduğumuz eşyaların
Göğü Delen AdamErich Scheurmann · Ayrıntı Yayınları · 202017,2bin okunma
8/10
·295 syf.··
2022 5. kitabı
Size savaşın soğuk yüzünü gösterecek bir eser ile geldim, Gabriel Chevallier'den Korku. Yazarın okuduğum ilk kitabı oldu Korku. Genel olarak savaş dönemini anlatan kitaplara kişisel bir ilgim olduğu için çok beğendim, ancak bildiğim kadarı ile yazarın Türkçe'ye çevrilmiş başka bir eseri yok. Birinci Dünya Savaşı dönemindeyiz. Kahramanımız 20 yaşında olan Jean Dertamort. Şimdi şöyle bir akanıza yaslanın ve kendinizi 20 yaşınızdaki halinizle düşünün, en büyük derdiniz neydi? Dersten aldığınız düşük notunuz mu? Hoşlandığınız çocuğun sizin farkınıza dahi varmaması mı? Hadi biraz daha büyütelim derdi, aysonunu nasıl getireceğinizi bilememenin mi? Hepsi ne kadar da önemliydi bizler için değil mi? Jean Dertamort’un derdi ise, “hayatta kalabilmek”. Biraz da yaşının getirmiş olduğu ruh hali ile savaş meydanını çok farklı hayal etmiştir. Ancak cepheye gittiğinde kendisini bekleyenin sadece cehennem olduğunu görür. Bir anda cephenin ön saflarına düşmüştür; onu bekleyen sadece bombalar, silahlar, ölüm ve kayıplardır. Tüm bu olan bitenin arasında saf olarak hissettiği tek duygu vardır ki o da “korku”. Peki Jean Dertamort hayatta kalabilecek mi, bu sorunun cevabı kitabımızda. Gabriel Chevallier kendi de 1. Dünya Savaşı’na katılmış ve Fransa adına cephede yer almış biri. Bu yüzdendir ki savaş psikolojisini ve yitip gidenleri bu kadar iyi aktarabilmiş romanında. Şu an herhangi bir araştırma yaptığımızda “şu kadar kişi öldü, bu kadar kişi yaralandı” diye istatistikler çıkıyor ya karşımıza, aslında bunların sayılardan ibaret olmadığını, ölen er ir insanın da hayalleri olduğunu, beklediği, bekleyeni, sevdiği, idealleri olduğunu; yitip gidenin sadece bir beden değil, onunla birlikte hayaller, umutlar, yaşananlar ve yaşanacaklar olduğunu hatırlatıyor bize. Tavsiyemdir… “Savaşta
KorkuGabriel Chevallier · Sel Yayınları · 202159 okunma
9/10
·222 syf.··
Beğendi
·
2022 3. kitabı
“ İnsanlar delilerden uzak dururlar, çünkü kendi içlerindeki delinin uyanmasından korkarlar.” Elime aldığım anda bırakmanın çok zor olacağını hissettim kitabı. İlk cümlesinden sardı, sarmaladı beni. Kurgusu ile, anlatımı ile, karakterleri ile bambaşka bir kitap bekliyor sizi bu sayfaların arasında. Gelin lafı fazla uzatmadan kitabımıza geçelim. Zamanın tanımı ile başlıyor ilk sayfa. “Zaman belliki de tanrının ta kendisidir.” diyor Mine Söğüt . Bir masal tadında devam ediyor sonrasında ise. Ama küçükken annenizin size anlattığı o sonu mutlu biten masallardan bahsetmiyorum; aksine İstanbul’un karanlık dehlizlerinin arasında dolanan, birbiri ile ilintisiz görünen hayatların kuytu köşelerinde kalmış o sırları, acıları, hüzünleri birbirine bağlayan bir masal sizi bekleyen. Bazen gerçekler, bazen efsaneler karşılıyor bizi her kahramanın hikayesinde; ama hepsi bir hüzün ile harmanlanmış, her kahraman hayatını bir sis bulutu ardında yaşamış. Zaman Dayı, Halat, Hüsran, Boran… Her biri başka zamanın, başka mekanın, başka hikayelerin baş kahramanı olsa da, her biri İstanbul’un gizli dehlizlerinin ardında birbirlerinden habersiz kimsesizlerin mezar taşlarında buluyor aradığını. Mine Söğüt’ün kalemini seven biri olarak, okumanızı tavsiye edeceğimi farklı bir roman!
Kırmızı ZamanMine Söğüt · Yapı Kredi Yayınları · 20192,373 okunma