Eve geldiğinde hemen sofraya oturur, yediklerinin hiç tadına varmadan çabucak çorbasını içip bir parça dana etini soğanla birlikte ve o sırada tanrının gönderdiği sinek ve her türlü diğer şeyle birlikte yerdi.
İşini yaparken aldığı haz yüzüne yansırdı; bazı harfler onun gözdesiydi ve yazıda sıra onlara geldiğinde kendinden geçerdi; kah güler, kah göz kırpar, kah dudaklarıyla kendini gayrete getirirdi, öyle ki divitinin yazdığı her bir harfi neredeyse yüzünden okumak mümkündü.
(Adeta her iyi redaktör ve her iyi editörün yaşadıklarını anlatmış. Muhteşem)