siyenkov

siyenkov
@siyenkov
"Denizlerimiz sığ dağlarımız düzse Nasıl yankı veririz?"
Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni
30 okur puanı
Mart 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
7/10
·136 syf.··
2020 20. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2020 13:08
"Kadersizlik" adlı romanıyla 2002 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan Macar asıllı yazarın yazdığı iç hesaplaşmalarından oluşan "Doğmayacak Çocuk İçin Dua" isimli kitabı sürükleyici olmamasına rağmen bolca altını çizmek isteyeceğiniz satırlardan oluşuyor. 130 sayfalık kısa bir kitap olmasına rağmen kolay okunaklı değil. Başı sonu belli olmayan ve ara sözlerle perçinlenmiş uzun, girift cümlelerden oluşuyor. Doğmayacak çocuğun, hiç olmayacak babası B. kısaltmasıyla karşımıza çıkıyor. Kitaptan tat almak isteyenlerin öncelikle Imre Kertesz'in yaşamı hakkında biraz da olsa bilgi sahibi olması gerekiyor. Imre Kertesz, Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Yahudi olması onun hayatı boyunca sırtında taşıdığı bir yük, ayağına bağlı bir pranga olmuş adeta. Daha 14-15 yaşlarındayken de o meşhur toplama kampına gönderilmiş: Auschwitz Toplama Kampı. Nazi Almanyası'nın II. Dünya Savaşı sırasında kurduğu en büyük toplanma kampı kısacası. Eşcinsellerin, engellilerin, Romanların, yahudilerin sistematik bir şekilde katledildiği, imha edildiği en büyük toplama kampı diğer adıyla. Burada 1.1 milyon insanın (Min. 1 milyonunun Yahudi olduğu tahmin ediliyor.) katledildiği biliniyor. Yazar Kertesz daha sonra başka bir kampa da gönderilmiş. Ve buralarda yaşadığı tüm acı deneyimler eserlerine de bizzat yansımış. Kitabımızın yazarının nasıl bir dünyaya doğduğunu belki böyle daha iyi anlayabiliriz. Doğmayacak Çocuk İçin Dua isimli kitabında Auschwitz Toplama Kampından da sıkça bahsediyor. Bunun sadece adının yettiği bile oluyor acı çekmek için yaşamında. Kısacası Auschwitz Toplama Kampı yazarın adeta laneti. Bu kadarla kalmıyor, serbest bırakılıp Macaristan'a döndüğünde de bütün ailesini ölmüş buluyor. Çeşitli işlerde çalışıyor, özellikle çevirmenliği ön planda. Nobel Edebiyat
Doğmayacak Çocuk İçin DuaImre Kertesz · Can Yayınları · 2013106 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
9/10
·316 syf.··
Beğendi
·
2020 19. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2020 12:39
Uzun süredir okumak istediklerimdendi ancak baskısı tükenmişti ve bir süre ulaşmak neredeyse çok zordu. Sonunda edinebildim. Ve beklediğimden çok daha sürükleyici buldum. Romanı işçiler ha kazandı ha kazanacak yürek taşkınlığıyla okudum. Üzerine çok konuşulması gereken bir kitap için üç beş laf etmenin beni asla tatmin edemeyeceğini ise şimdiden biliyorum. John Steinbeck'i "Gazap Üzümleri" ve "Fareler ve İnsanlar" isimli eserleriyle biliyoruz daha çok. Steinbeck; Amerikalı, realist bir yazar. Eserlerinde daha çok sosyal konuları ele almış. Ezen-ezilen, işçi-patron-işveren, emek, sömürü... Çağına kulak tıkayanlardan değil çağını tüm hissiyatıyla yaşayan ve yaşatanlardan... Bu noktada Gazap Üzümleri en güzel örnek olabilir. Bir ailenin Oklahoma'dan, Kaliforniya'ya göçünü anlattığı Gazap Üzümleri eseri zaten Pulitzer ve Ulusal Kitap Ödülünü de kazanmıştı. 1962'de de Nobel Edebiyat Ödülünü almış bir yazardan bahsediyoruz. Her yönüyle değerli. Bitmeyen Kavga ile ilk gençlik yıllarında çalıştığı çiftliklerden edindiği izlenimlerini de aktararak oldukça etkileyici bir direniş romanı yazdı. Eserde iki direnişçinin Salinas Vadisi'nde işçileri örgütlemesini anlattı kısacası. Roman, John Milton'ın Kayıp Cennet isimli eserinden alınmış dizelerle başlıyor: "... Her şey yitirilmiş değil, ele geçirilmez irade Ve intikam anının kollanışı, ölümsüz nefret, Ve asla boyun eğmeyecek, teslim olmayacak bir irade Ve üstesinden gelinemeyecek ne kalıyor geriye" Tam da bu giriş dizelerinin ipin ucunu vermesi gibi üstesinden gelinemeyecek bir şeyin olmadığını kanıtlarcasına direnen, emek veren, ses veren işçilerin direnişini okuyoruz. Direnişçilerden biri jim. Hayatta kaybedek hiçbir şeyi şeyi yok. Jim Nolan'ın babası da aslında bir direnişçidir ancak hayatı boyunca hiçbir zaman örgütlü
Bitmeyen KavgaJohn Steinbeck · Sel Yayınları · 20167,6bin okunma
8/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2020 23. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2020 14:39
İtalyan yazar Niccolo Ammanıtı'nin 2007 yılında Strega Ödülü alan güzel bir romanı "Tanrı Nasıl İsterse". (Strega Ödülü (İtalyanca'da Premio Strega), her yıl İtalya’da yayımlanmış bir kitaba verilen en saygın ödüllerden biridir.) Romana geçmeden önce biraz Niccolo Ammaniti'yi tanıyalım. 25 Eylül 1966’da Roma’da dünyaya gelmiş. İlk romanı "Branchi"yi 1994'te yazmış. Daha sonra "Çamur", " Alır Götürürüm Seni" romanları yayımlanmış. 2001 yılında yazdığı ve sanırım yazarın en meşhur romanı olan "Korkmuyorum" Viareggio Ödülü'nü kazanmış. Daha sonra sırasıyla "Eğlence Başlasın", "Sen ve Ben" yayımlanmış. " Tanrı Nasıl İsterse" romanını okuduğumda "Bu romanın kesinlikle bir filmi ya da dizisi yapılmalı!" diye geçirmiştim içimden. Yazarı araştırırken fark ettim ki zaten "Çamur", "Branchi", "Korkmuyorum", "Sen ve Ben" ve "Tanrı Nasıl isterse" romanları sinemaya uyarlanmış. Buna seviniyor ama hiç şaşırmıyorsunuz. Ammaniti'nin okuduğum ilk kitabı "Tanrı Nasıl İsterse" oldu ancak araştırmalarım sonucunda diğer kitaplarının da bunun kadar sürükleyici olduğu sonucuna vardım dolayısıyla sinemaya uyarlanmaması şaşırtıcı olabilirdi benim için. Kitapla ilgili söyleyebileceğim ilk şey kesinlikle inanılmaz sürükleyici olmasıdır. Daha 1. sayfadan okuyucuyu içine çekiyor ve de 520. sayfasına dek de bırakmıyor. Sıkıldığım tek bir sayfası dahi olmadı diyebilirim. Kitap okumak için çok vakit yaratamadığım bir dönemde okuduğum için de aklım hep kitapta kaldı. Roman; sarhoş, işsiz güçsüz baba Rino Zena'nın bir gece vakti komşunun köpeğinin havlamasından rahatsız olmasıyla başlıyor. Hemen ardından on üç-on dört yaşlarındaki oğlu Cristiano Zena'yı uyandırıp onu köpeği öldürmekle görevlendiriyor. Kitap boyunca da kaybeden, ötekileştirilmiş, toplumdan uzaklaşmış, yabancılaşmış sıradan, küçük
Tanrı Nasıl İsterseNiccolo Ammaniti · Can Yayınları · 201158 okunma
10/10
·77 syf.··
Beğendi
·
2020 16. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2020 18:04
Sadık Hidayet'i ne kadar sevdiğimi anlatamam. Modern İran Edebiyatı'nın en güçlü isimlerinden biri. Vejetaryenliğin Yararları'ndan bahsetmeden önce "Kör Baykuş" ve "Hacı Aga" romanlarını da şiddetle tavsiye ediyorum. Hikayeleri de bir o kadar lezizdir. Vejetaryenliğin Yararları ise bir inceleme. Hangi konu hakkında eksik bilgimiz varsa o konu ile ilgili dalga geçme, yersiz ve sevimsiz mizah yapma hakkımızı kendimizde buluyoruz nedense. Vejetaryenlik, veganlık da bunlardan biri. Açıkçası bu kadar sarsılacağımı düşünmezdim. Ancak bu bir parça soru işaretinin de olmasını engellemez. Vejetaryenlik hakkında giriş bilgileri almak için iyi bir seçim olabilir. Kitap Hz. Ali'nin sözüyle başlıyor: "Midelerinizi hayvan mezarlığı yapmayın." (Kaynak gösterilmemesi yine soru işareti oluşturdu, Hz. Ali'nin bu sözüne dair kaynak belirten biri olursa sevinirim.) Sadık Hidayet, vejetaryenliği 12 bölümde incelemiş. Bunlar: 1. Mide Faideleri 2. İnsanın doğal besini 3. Besinlerin kimyasal tahlili 4. Vejetaryenliğin tarihi 5. Etin zararları 6. Yiyeceğin pişirilmesi 7. Ahlak ve vejetaryenlik 8. Vejetaryenliğin üstünlüğü 9. Deneyler 10. Ekonomi ve Vejetaryenlik 11. Eleştirilere Yanıtlar 12. Sonsöz Başlıklardan da anlaşılacağı üzre incelemede etin yararlı olduğunun insanlığa öğretildiğinden, aslında sandığımız kadar insanlık için elzem bir besin olmadığından bilimsel verilerle bahsediliyor. İnsanın, anatomik yapısı itibariyle de etobur beslenen bir varlık olmadığı ortaya konuluyor. Gerek çene, diş, el yapısı gerekse bağırsak yapısı argüman olarak sunulmuş. Etin besin değerleri incelenmiş ve birçok sebze, meyve tahıldan çok daha düşük değerlere sahip olduğu ortaya konulmuş. Öte yandan vejetaryenliğin tarihi üzerinde durulmuş, ilk çağ medeniyetlerinden bu yana azımsanamayacak sayıda
Vejetaryenliğin YararlarıSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 2018904 okunma
KARANTİNA GÜNLERİ İÇİN MUHTEŞEM BİR TERCİH!
8/10
·960 syf.··
Beğendi
·
2020 15. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2020 16:15
Corona günlerinde keyifle okunacak bir kitap Decameron. Çünkü kitap şu an bizim de yaşadığımız benzer bir durumla başlıyor. 1348'de Avrupa'da büyük bir veba salgını ortaya çıkar. Özellikle İtalya'nın zarar gördüğü bu salgından etkilenen Gıovannı Boccaccıo o dönemin Floransa'sı üzerinden hikayelerini anlatır. Kitap Boccaccıo'nın konuşmasıyla başlıyor. Kitabın amacını anlatıyor giriş bölümünde. Müthiş bir salgın vardır, italya'nın büyük bir bölümü ölmüştür. İnsanlar ölüleri sabahın erken saatlerinde kapının önüne koyar daha sonra görevliler sokak boyunca insan cesetleri toplarlarmış. Dokunanlar da etkilenir ve kısa sürede ölürmüş. Cesetler, hastalar, ilaçlar pis kokularıyla havayı da kirletirlermiş. Salgının başlangıcında erkeklerde de kadınlarda da kasıkta, koltuk altlarında yumrular ortaya çıkıyormuş. Kimisi elma kimisi yumurta büyüklüğüne ulaşıyormuş. Halk dilinde buna hıyarcık deniliyormuş. Hıyarcıklar daha sonra vücudun her yerine yayılıyor, renkleri mora yaklaşıyormuş. iyileşmek şöyle dursun birazcık düzelir olmak için bile ne bir ilaç ne de bir tedavi yöntemi varmış. Neredeyse iyileşen hasta yok gibiymiş. Hastalığa yakalananlar üç gün içinde ölüyormuş. Hastalık; hastaların giysilerine, kullandıkları elledikleri nesnelere dokunarak da yayılıyormuş. Tabii 1300'lü yıllarla şimdiyi kıyaslamak çok doğru olmayacaksa da biz de son zamanlarda benzer korkuyla karşı karşıyayız. Anneler babalar çocuklarını bırakmışlar, kimse kimseye yardım etmiyormuş, kıyamet günü gelmişcesine herkes kendi derdine düşmüş. Her şeyden uzak durup kendini karantinaya alanlar da varmış, hiçbir şeyi umursamayıp yiyelim, içelim, eğlenelim bu dünya kimseye kalmazcılar da varmış. Floransa'nın neredeyse bomboş kaldığı bir günde bir salı sabahı Santa Maria Novella Kilisesinde yas giyisilerine
Decameron (Cep Boy)Giovanni Boccaccio · Oğlak Yayıncılık · 20181,547 okunma