Kitabın başında güzel bir dark roman okuyacağımı düşünmüştüm. Kadın şerefsiz kocasından yeni kurtulmuştur, kendi hayatını kurmaya çalışırken gizemli ve güçlü adamımızla tanışır ve birbirlerini kurtarırlar falan filan…
Ama böyle olmadı. Kızımız hala evli kocasının onu aldatmasını kabul edemeyip evi terk etmiş ama kocası onu bırakmak istemiyordur. Çünkü kendisi Paris’in güçlü adamlarından ve boşanma davasını engelliyor. Kız bir gece bara gelen adamdan etkilenip onunla beraber olmaya karar veriyor. Adam da ondan etkileniyor ve kadının kararlarından dolayı güçlü olduğunu düşünerek saygı duyuyor.
Ama Fleur Butcher ile beraber olmaktan hoşlanmasına rağmen kocasını da affedemiyor, unutamıyor. Yani asla geçmedi hiçbir şeyi.. İlişkileri de çok saçmaydı. Adam senin benimsin derken kadın ben daha boşanmadım bile dedi durdu. Yani evren içinde güzel olaylarda olabilir ama giriş kitabı olarak eh işte bile olmadı.
Bence kendiniz bir iyilik yapın ve yazarın kitaplarına bir şans verin ve okuyun.
Ama bir şikayetim var. Ben kitaplar da epilogları seven (hatta birden fazla epilog) evlenmelerini, bebek sahibi olmalarını okumayı seven biriyim.
Bu kitabı seveceğimi düşünmemiştim ama, kitabın başından sonra gülerek okudum.
Sky ve Ethan çok sevdim. Ben çok severek okudum. Kitabı gülerek okuduğum için yazarın diğer kitapların da bakacağım.
Fool Them OnceKyra Parsi · Independently published · 20226 okunma
Yazarın diline biraz alışmak zor ama daha önceden de okuduğum için ben hiçbir rahatsızlık duymadım. Bence akıyor gidiyor. Kitap diline alışmak biraz zor. Alıştıktan sonra bence akıyor gidiyor.
Ride the SkyAva Hunter · Julia Archer · 20252 okunma
Stanisław Lem, benim için sadece bilimkurgu edebiyatının dehalarından biri değil; distopyayı ve ütopyayı mizahi bir dille harmanlarken, teknolojinin insan doğası üzerindeki yıkıcı etkilerine kafa yoran gerçek bir filozoftur. Onun kaleme aldığı ve bugün bile geçerliliğini koruyan başyapıtı Gelecekbilim Kongresi, beni tam anlamıyla gerçekliğin teknolojik araçlarla nasıl manipüle edildiği üzerine derin bir sorgulamaya itti. Kitapta beni en çok sarsan durum, insanların acı çekmemek adına yanılsamaları gerçeğe tercih etmesi oldu.
İlaçların ve kimyasalların etkisi altında yaşayan bir toplum düşünün; özgür iradeden ve samimi duygulardan tamamen mahrum bırakılmışlar. Herkes zorunlu olarak mutlu, herkes "iyilik halini" sağlıklı bir durum sanıyor. Lem’in bu gelecekte kurduğu dünya öylesine değişmiş ki, yeni kavramları anlatabilmek için kelimeler kaynaşmış, bambaşka sözcükler ortaya çıkmış. Yazarın bu dilbilimsel dehası, kurduğu dünyanın yabancılığını hissetmemiz için muazzam bir zemin hazırlıyor.
Hikayeyi asıl ikiye bölen nokta ise 2039 yılından öncesi ve sonrası. Başkahramanımız Ijon Tichy, bu zaman kırılmasının ve kaosun ortasında kalıyor. Tichy'nin halüsinasyonlar arasında gerçeği bulma çabası, aslında günümüz modern insanının bilgi kirliliği ve bitmek bilmeyen manipülasyonlar karşısındaki çaresizliğini temsil ediyor. Lem bize onlarca yıl öncesinden şu net uyarıyı yapıyor: Teknoloji bizi özgürleştirmek yerine; bizi duymak ve görmek istediklerimize hapsederek en nihayetinde zihinsel bir kafese dönüştürebilir. Öyle kolay işlenecek bir konu olmamasına rağmen, Lem'in bu yapıtının sinema dünyasına nasıl ilham olduğunu incelediğimde taşlar yerine çok daha iyi oturdu. Gerçeğe Çağrı (Total Recall) ve Vanilla Sky gibi filmler bu kaygan gerçeklik zemininden fazlasıyla beslense de, en
Baya güzeldi, hatta kız karakterin kendince bencil dediği ama en büyük hakkı olan özgürlüğü için mücadele vermesi çok etkileyiciydi.
Bana göre sadece erkek seçimi berbat ve yanlıştı. Neden? Çünkü Sky'ın başından beri Meilin'i koruyamacağını biliyordum. Sky için öncelik her zaman görevleriydi falat Lei karakterine gelince bir kaç sahnesinde bile benim olanı korur ona dokunanı öldürürüm diyor. Yani sizce?
Meilin ise gidip Sky'ı seçti ne oldu koskaca devleti zekasıyla, hırsıyla, gücüyle kurtarmasına rağmen sonu hiç de istediğim ve onun da istediği gibi bitmedi.
Kitapta ise en sevdiğim alıntı bu oldu;
"Yaşamana izin vereceklerini mi düşünüyorsun? Asla bir kadının böyle bir şeyden sıyrılmasına izin vermezler."
"Nasıl bir şeyden?"
"Asla bir kadının güce tutunmasına."
Neden en sevdiğim oldu? Çünkü çok fazla gerçekleri yansıtan bir alıntıydı. Dünyanın neresinde olursanız olun hiçbir zaman erkekler, bir kadının gücü elinde tutmasına izin vermez ve katlanamazlar. Biliyorlar ki kadın güce sahip olursa istediği her şeyi başarır.
Kitap, insanların gözlerinde sayılar gören Deniz'in lanet gibi algıladığı yeteneğinin anlamını çözme öyküsünü anlatıyor. Deniz'in yaşamı, komşusu Bahar'ın gözlerinde kimsede görmediği bir sayıyı görmesiyle değişir; Bahar'ın yaşamı da Deniz'in hayatına girişiyle değişecektir. Deniz ilkokul yıllarından itibaren insanların gözlerinde hep 1 rakamını görmüştür. Bu genellemeye uymayan tek kişi ilkokuldan sınıf arkadaşı Beste'de gördüğü 2'dir. Yıllar sonra Bahar'ın gözlerinde 37 sayısını gören Deniz, yaşadığı durumu Baharla paylaşır. Bahar, gördükleri nedeniyle çıldıracak durumda olan Deniz'e tam olarak inanmasa da ona yardımcı olmayı kabul eder. Kendisi de gözlerinde beliren 37'nin anlamını merak etmektedir. Kitap boyunca karakterlerin 37'nin ve sayıların gizemini çözme macerasını okuyoruz.
Sezin Karameşe'yi lise yıllarımdan beri aralıklı olarak takip ediyorum. Önceleri paranormal konulardaki videolarıyla ilgimi çeken biriyken, sonraları samimiyeti nedeniyle videolarını izlemeye devam ettiğim bir youtuber oldu. Bu kitap kendisinin ilk kitabı. Kitapta yazarın youtube içeriklerinde gördüğümüz paranormal anlatıların izleri bulunuyor. Kitabı okumak bana nostaljik hissettirdi diyebilirim.
Kitabı bir ilk kitaba göre başarılı bulmakla birlikte, takdir edersiniz ki kitabın bir edebiyat harikası olmasını da beklememeliyiz. Bir kitaba başlarken beklentimizi kitabın bağlamına göre ayarlarsak, onu daha objektif olarak değerlendirebiliriz diye düşünüyorum. Bu kitap da kafa dağıtmak için okunacak, içerisinde gizem gerilim unsurları barındıran ilgi çekici bir kurguya sahipti.
Kitaptaki Vanilla Sky filmine yapılan göndermeleri sevmekle birlikte, bence kitabın konusu I Origins filmiyle daha çok örtüşüyordu. Ancak yazar I Origins'i biliyorduysa bile neden referans olarak bu filmi