"hepimizin işleri ters gidiyor ve üzgünüz. bazı şeylere sahibiz ama hep bir şeyler eksik. kimse istediği hiçbir şeye sahip olamaz. bir de herkes yalnız."
Denizdeymiş gene; o sarı denizde. Deniz çölün düşüymüş belki, ya da çöl denizin; bilmiyor. Yürüyormuş tabii; çünkü uzaktaki ışıklar hâlâ çağırıyormuş onu göz kırpa kırpa. Sular çenesine doğru yükseliyormuş bir yandan da, dalgalanıyormuş. Bu sırada deniz evlerinin pencelerinden insanlar bakıyormuş; susa susa ağızları yüzlerinden silinmiş ve yalnızca göz biçimine dönüşmüş kapkara ve uzak insanlar.
"bu dert onu ağır ağır kemiriyor, biliyorum. kendini tutmaya çalışıyor; avunmayı da, derdinin içine gömülmeyi de bilmiyor bu yüzden. arada bir düşünüyor derdini, onu şöyle bir yoklayıp geçiyor. özellikle insan içindeyken yapıyor bunu. çünkü başkaları onu avutuyor. öğüt verir gibi bu konudan ciddi bir biçimde söz açması acılarını biraz hafifletiyor. ama bir odada yalnız kalınca, düşüncelerini kovmak için homurdanıp durduğunu işitiyorum. yine de bütün gün suratı asıktır; hemen yorulup somurtur. elini boğazına götürerek, "düğümlenip kalıyor burada, geçmiyor," der. cimrice acı çekiyor. zevklerinde de böyle olmalı. bu yeknesak sıkıntıdan, şarkıyı keser kesmez başlayan bu homurdanmalardan sıyrılmayı, doğru dürüst bir acı çektikten sonra umutsuzluk içine gömülmeyi hiç istemez mi bu kadın? sanmam, elinden gelmez bu. kördüğüm olmuş artık."