Merkezliliğin öznel yanı farkındalıktır. Farkındalığın eşsiz bir şekilde insana ait olan yanı ise öz-bilinçtir. Farkında olma ile dünyadan gelen tehdit algılanırken, bilinç, kendimi tehdit edilen kişi olarak bilme yetimdir; kendimi, bir dünyası olan kendim olarak yaşamamdır.
Sonuçta terapistin ''baba'' kimliğinde, kendini merkezde tutarak tedaviyi mükemmel kuramına göre yürüttüğü bir seans ortaya çıkarıyordu. Bu kişiler çözüm için 20. yüzyılda büyük bir zenginlikle ortaya çıkan iki aşkın kaynağına başvurdular: Felsefe ve sanat.
Fakat hesabım az çok doğruysa, nüfusun neredeyse yüzde yüzünün okuma bildiği bir ülke için gurur verici bir tablo değil ortaya çıkan, kaldı ki sıradan bir insan sigaraya bir hint köylüsünün geçimine harcadığından fazlasını harcıyor.  kitap tüketimimiz eskisi kadar düşük kalırsa, en azından okumanın köpek yarışına, sinemaya veya pub'a gitmenin daha az heyecan verici olduğunu itiraf edelim ve ister satın alınsınlar ister ödünç alınsınlar, kitapların fazla pahalı olduğunu bahane etmeyelim.
Kitap satın almanın, hatta okumanın ortalama insanın güç yetiremeyeceği pahalı bir hobi olduğu düşüncesi öyle yaygın ki ayrıntısıyla incelenmeyi hak ediyor.