Gitmek mi zor, kalmak mı
biri yangın, biri kül sanki;
hangisini tutsam elimde
öteki içimde yanar.
bir adım atsam şehir değişecek,
bir adım dursam içim.
valiz değil ağır olan,
söylenmemiş cümlelerin birikimi.
kalmak;
her gün aynı pencereden bakıp
başka bir hayatı ezberlemek.
gitmek;
hiç bilmediğin bir sokakta
kendi adını yeniden öğrenmek.
bazen insan
yerinde kaldıkça eksilir,
bazen gittikçe yarım kalır.
hangisi daha çok acıtır
bunu yol değil, kalp seçer...
ve ben hâlâ eşiğinde zamanın,
iki ihtimal arasında asılı:
gitsem bir şeyler kırılacak,
kalsam yavaşça solacak.
demek ki zor olan
gitmek ya da kalmak değil,
gördüm seni, gözlerin başka yere baktı,
kalbim oradaydı ama sen anlamadın, aktı.
gülüşün içimde bir şeyleri yaktı,
ne çok şey söylerdim, zaman hep kıstı…
bir bakışın yetti, ben sustum, aştı.
her sabah seni düşlemekle başlarım,
adını içimden bin kere anarım.
bir selamın yok, farkında değilsin,
Ben görünmeyen bir gölge kadarım…
kendimden geçtim, sana varamadım.
sana yazdığım şiirleri kimse bilmez,
gözlerin bir yabancıya güler, bana gelmez.
sevdiğini bilirim, o da yerinde güzel,
ama içimdeki bu yangın sönmez…
seven hep sessizdir, sana gelmez.
söyleyemedim… belki de iyi oldu,
kalbimde taşıdım seni, yükü ağır, sesi dolu.
bir gün öğrenirsen belki gülümsersin,
“birisi beni hep sevmiş” diye durur…
ben susarım yine, içim kurur.
Çünkü güvenmişsindir. "Ondan bana zarar gelmez," demişsindir, "O kadarını da yapmaz," demişsindir; ama bir bakmışsındır, sana en büyük zararı o vermiştir ve o kadarını da yapmıştır.