“Çünkü elin de belleği var ve o el daha önce burada olduğunu, yukarı doğru kalkarak zili çaldığını hatırlıyor. Bazen zihin susar el konuşur. Meselâ sevişirken, meselâ hapishanede parmaklıklara dokunurken, ekmeğin sıcaklığını emerken... Aradan kaç yıl geçerse geçsin, el; sevgilinin ipeksi boynunda gezindiğini, soğuk hapishane demirlerine buz/ateş karışımı bir hisle dokunduğunu, çocukken fırından eve getirdiği ekmeğin içe işleyen sıcaklığını, bir Ankara kedisinin yumuşacık, ipeksi tüyleri altında kıpırdayan esnek kaslarını, bir dostun güven veren el sıkışını, ölü bir annenin alnına son veda dokunuşundaki şaşırtıcı soğukluğu, onun morgda yatan cesedinin sararmış ayağındaki başparmağa takılan zalim etiketin metal sertliğini ve daha böyle neleri, neleri, ne anıları, ne okşamaları, ne dokunuşları hatırlar. Bu özelliğinden dolayı değil midir, evden çıkarken de elin bazen senden habersiz kapıyı kilitler. Zihninle sonradan düşünür ama çıkaramazsın; “ Kapıyı kilitledim mi?”
Aynı şekilde, telefon numaralarının böyle aletlerin hafızasına kaydedilmediği dönemlerde, bazı kişilerin numarasını elin kendiliğinden çevirmez miydi?”