Yıllar önce Aylak Adam’ı okuduğumda hangi hislere sahipsem şimdi de onlara sahibim. Belki zamanı değildi ya da o andaki zihnimle şuanki zihnim aynı olmayabilir diye düşünerek Anayurt Oteli ile Yusuf Atılgan’ı tekrar okumak istedim.
Sonuç hüsran.
Bilinç akışı tekniği ile yazılan ve Türk edebiyatında farklı olarak kabul edilen bu teknikle yazılan kitaplar beni rahatsız ediyor.
Bilinçaltının varlığına ve gücüne inanan, -insan- denen varlığın, insani kabul edilen ve edilmeyen düşüncelerinin zihninde var olduğunu bilen biri olarak yine de kitabı beğenemedim.
Hepimizden bir parça taşıyan ve her insanın mutlaka kendine pay çıkaracağı düşüncelerin, hislerin var olduğu bir kitap olduğunu kabul ediyorum.
Örtük olarak vermeye çalıştığı ya da direkt mi vermeye çalıştığı? mesajı da aldığımı düşünüyorum.
Özellikle 21. Yüzyıl insanının varoluş kaygısı, yalnızlığı, hiçliği hatta yok olmuşluğu belki böyle açık ve etkileyici anlatılamazdı.
Yine de rahatsız ediciliğinin önüne geçemiyor tüm bunlar.
Kasvetli ve iç karartıcı bir konuya sahip bu kitaptaki anlatım bazen öyle karmaşıklaştı ki kendiyle içsel konuşma yapan birinin zihninde yolculuğa çıktık hep birlikte. Düşünce nereye çekerse oraya yürüdük birlikte, bazen kaybolduk. Tam yolumuzu bulduk derken bu kez kuyuya düştük. Kuyudan çıktık derken uçurumdan aşağı yuvarlandık. Hele kitabın sonlarına doğru hayatta kalma çabalarına tanık olduk Zebercet’in...
Ki bu en zoruydu.
Okuyup kendinden bir şeyler bulmak isteyenlerin okuyabileceği bir kitap.
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Yapı Kredi Yayınları · 201737bin okunma
İlişkiyi onaramamak, tüm olumsuzluklara rağmen ilişkiden çıkamamak veya kötü giden bir ilişkiye göre konum almak kendimizi istismar ettiğimiz,kendimize duygusal olarak şiddet uyguladığımız anlamına gelir.Kendisini istismar eden kişi ise hem ötekini istismar etmeye hem de dışarıdan gelecek tüm istismarlara açık hale gelir.
Canı daha çabuk yanar ve daha çabuk can yakar."Hayatın bir alanında sızlayan yara, iyileşmek bir yana kişinin tüm varoluşuna yayılır.İltihap her yere bulaşır."
Öncelikle momo dan başlayayım;momo kimsesi olmayan ve büyük bir kentin tiyatro harabelerinde yaşayan ve eşyaya değer vermeyen küçük bir kız..en iyi özelliği herkesi büyük bir sabırla dinlemesi ve bunun için sonsuz bir zamanı olması...bir çok arkadaşı var yaratıcı oyunlar oynuyor ve zamanlarını güzel geçiriyorlar ve insanlar da gelip ona dertlerini anlatıp çözüme kavuşturuyor ..ama her şey bu kadar güzel gitmiyor elbette günün birinde zaman hırsızları olan duman adamlar ortaya çıkıyor bu adamların işi insanların zamanını gereksiz şeyler için kullandığını söyleyip şu iş için şu kadar zaman harcadın diyerek insanları korkutmak..sonrasında tabiki insanlar zamanlarını boşa harcadığını düşünmeye başlayarak gittikçe sevdiklerine ,çocuklarına vakit ayırmamaya başlıyor ve herkes birbirine yabancı oluyor ..momo da hora usta ile duman adamları yok etmek üzerine plan kuruyor ve bunh başarıp her şeyi eski Haline dönüştürüyor .. Bu kitap aslında bana zamanın değerini hatırlattı bir kez daha ..ben genelde planlı hareket etmeye çalışan biriyimdir zaten ama yine de durup düşündüm..başka açıdan yaklaşmam gerekirse de geçmişi ve şimdiyi kıyasladım ..örneğin eskiden sokakta oynardık ve çok eğlenirdik ama şimdi tüm çocuklar kreşlere hapsediliyor ..elbette artıları var bunun ama çocuklar bazı şeyleri unutuyor ..ya da çalışan anneler çok güzel kadının toplumdaki yeri açısından harika ama maalesef çocuklarımıza istesek de yeterince zaman ayırmama vicdanı hep olacak sanırım..kısacası çocuk kitabı gibi görünse de asla öyle değil herkes okumalı okutmalı..beni etkileyen harika bit kitap oldu ..akıcı bir dille yazılmış keyifli bir kitaptı