İrfani geleneğin durduğu noktadan bakacak olursak, ilim için olan bütün arayışların en birinci muharrik gücü, tevhid sezgisidir. Her ilim talibi, her şeyin birbiriyle âhenkli, bağlantılı ve anlaşılabilir olduğunu kendi varlığının belli bir seviyesinde hâlihazırda sezer durumdadır. Sağlıklı her akıl bilir ki, kåinat tek bir hakikatin deminde devrân etmektedir; bizâtihi kâinat- 'universe'-kelimesi bu sezgiye işaret etmektedir (William James tarafından universe'ün yerine icat edilen multiverse ifadesinin dahi kökleri insan zekâsının birleyici vizyonunda gizlidir.) Modern bilimsel teşebbüs her yerde hazır olan tevhid sezgisini görsel olarak tanımlar, fakat bu tanımlama bile, kainatın insanca kavranıp kuşatılabilir kanunlarla yönetildiği zannına dayalıdır. Kanunlar ve ilmen ihata edilebilirlik hususu, birbiriyle bağlantılı ve ilgili olma halini ve nihai bir bütünlük anlayışını gerektirmektedir. Eğer bazı bilim adamları nihaî birlik halini inkar etmeyi seçiyorlarsa, bunun sebebi bu tevhidin laboratuar ortamında deneysel olarak ispatlanamaz olmasıdır; fakat diğer yandan, içinde bulundukları uğraşılar kendi ifadelerini tekzip etmektedir. İrfani gelenek için tevhid yegâne emin olunan ve yakîne ulaştıran dayanak noktasıdır, zira Mutlak Bir'in hakikatini beyan etmektedir. Ki O, hak ve gerçek olan Tek Hakikat'tir. O halde, âleme dair bilgi Yaratıcıyı Evvel ve Âhir-Alfa ve Omega-olarak ikrar ederken, kozmosu ve nefsi gözlemleyerek elde edilebilir. İslâm felsefesinde Mutlak Bir'i tarif etmek için kullanılan en tipik kelime, gördüğümüz gibi, sadece varlık değil-buluş, sezgi, farkındalık, şuurluluk, bilgi ve keyif de demek olan-vücuddur. Şuurluluk Hakikî Varlığın zâti bir sıfatıdır; yani Nihaî Hakikatte varlık ve şuur tamamen aynı şeydir. Hadiseler ile bilinen kâinatı ortaya çıkaran,