nevi şahsına münhasır birisi işte

nevi şahsına münhasır birisi işte
Hasbiyallahu lâ ilâhe illâ hû aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azîm (Allah bana yeter, O'ndan başka ilah yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O, yüce Arş'ın Sahibidir.) x.com/dr_hayalperest_
Herkes 'gerçek sizi' bilmeyi hak etmez. Bırakın, siz olduğunu düşündükleri kişiyi eleştirsinler. Robin Sharma
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İrfânî gelenek, ilim tahsili ve öğrenmenin amacının belli bir ilmi öğrenmek veya belli sorunları çözmek olmadığı gerçeğini hep el üstünde tutmuştur. Ferdiyetçi ve kalıp dayatıcı motivasyonlar nefsi terbiye etmekten ve kişinin kendi özünü idrak etmesinden sapmalar olarak görülürlerdi. Kişi, kendisi bizâtihi el-Hakîm (c.c.)'den gayrı bir şey olmayan hikmeti şunu-bunu anlamayı hedefleyerek veya kayıtlı ve belirli amaçlara yönelerek sevemezdi. İbn Sîna'nın "Arifler Hakiki ve Evvel olanı sadece O'nun için arzular; gayrı şeyler için değil" derken kastettiği şey, tam olarak işte budur. Sadece Evvel ve Âhir olan Hak'tan gelen parlak nur olan akl-ı meada ulaşmak, kişinin kendi özünü idrak etmesini ve dünyanın ne olduğunu tam olarak anlamasını mümkün kılar. O halde, bu irfan ve hikmet taliplerinin kendilerinde aradıkları o 'hüviyeť ne idi? "Hüviyete dair doğru ve hakiki bilgi, zât ile irtibatlı olan nefes hariç, cümle şeye kapalıdır" ikazını yaparak, şimdi ele almam gereken soru işte bu. Hakikatte, ortada bilinmesi gereken haricî bir nesne yoktur. Zât'ın ilminde özne, nesne, bilen ve bilinen bir ve aynı şeydir. Ancak, öz-bilgiye, içteki öze dair herhangi bir sözlü veya yazılı ifade nakil yoluyla tahsil edilir. İrfani bilginin yegâne mahalli kendi bilen nefstir. Menkul ifadelerin görebileceği en yüksek hizmet, nefse doğru yolu göstermektir.
Sayfa 248
Tasavvuf
İlk başta hikmet arayışı nefsi kemâle erdirme gayretiyle birlikte isleyen bir süreçti. Pierre Hadot'nun işaret ettiği gibi, felsefe her zaman bir hayat tarzı ve manevi bir ilim olagelmişti. Nihayet, enfüsi daireye dair kaygilar din alimleri ve ahlâkçıların sahsi meselesi haline indirgendi. Ahlâkbilim hakiki ilme sonradan eklenmiş bir düşünceymiş gibi gösterilmeyse başlandı ve hakikatin kıymeti kuşa döndürüldü. Modern dönem öncesi gelenekler, ilmi nefsi terbiye etmek ve kemâle erdirmek için aramışlardı, ancak modern bilimsel teşebbüsler nefsi sübjektif âleminde kendi haline bırakıp ve ötekini, yani dış dünyayı manipüle etmeyi ve güdümleyip sömürmeyi amaç edindiler. Bütün bu olup biteni Bryan Appleyard haricindeki çok az kimse açıkladı. Appleyard, birkaç neticeye varırken, vurgulu bir dille şöyle diyor: "Bilim hepimizi kendi şahsi ve hususi sebeplerimize hapsetti. Bizi dünyamızdan kopartırken, bilinçlerimizin yüksek, zırhlı kulelerine kilitledi. Hariçte ya aldatıcı ya da mânâsız bir yabancı manzara, içte de varlığından emin olduğumuz yegâne mülk vardı: kendimizi bilmeye dair hiç durmayan ve endişeli bir iç gevezelik. Ruhlarımız bedenlerimizden uzaklaştırıldı."
Sayfa 247
Felsefe
Kitap okurken hayallere daldıran müzik listemde şu sıralar takılı kaldığım parça⬇️ Tavsiye edilir🪻 open.spotify.com/track/2xDBwhsdK...
Müzik
Gercek şu ki, idrak havzamıza tenezzül ettiği kadarıyla hakikat, bize tevhid kaidesinin hemen üstüne gelen çok daha derin ve çok daha hakikî bir şeyden bahseder; o da Allah'tan başka hakikat olmadığıdır. Hakikat kelimesiyle tavsif edilmeye yegâne lâyık, Allahu Teâla'dır, O'ndan gayrısının konumları hep muğlâktır. Sadece Allah Hakîkat'tir ve başka her şey Hakîkat'i eşzamanlı olarak gizler ve ifşa eder.
Sayfa 244
Tasavvuf