nevi şahsına münhasır birisi işte

nevi şahsına münhasır birisi işte
Hasbiyallahu lâ ilâhe illâ hû aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azîm (Allah bana yeter, O'ndan başka ilah yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O, yüce Arş'ın Sahibidir.) x.com/dr_hayalperest_
Aşk ve Ölüm Arasında
Efendimiz (s.a.v.)'in irtihali üzerine Hz. Ebu Bekir (r.a.)'ın, O'nun yüzüne bakarak: "Öldün, bir daha ölmeyeceksin!" demesi, ölümün, hayata ilişkin bir gerçeklik olduğunu çarpıcı bir ifadeyle ortaya koyuyordu. İnsan ancak ölerek ölümsüz olan bir hayata intikal edebiliyor. Ölümün bulunmadığı bir hayatta, hayat artık bizim şimdi içinde yaşadığımız hayattan bütünüyle farklı bir şart içerir. Bir bakıma, aslında, içinde hayatın bulunmadığı bir hayattır bu: ötedünya hayatı, şimdi içinde yaşadığımız hayata kıyaslayabileceğimiz bir ölçüt mevcut değildir ve böyle bir ölçüt asla bulunamayacaktır! Ötedünya, ebediyen yașanacak bir yerse, bu demektir ki ötedünya ölümün olmadığı bir yerse, orada yaşanacak hayatın bu dünyaya ilişkin bir șeriatla da bir ilgisi bulunmayacaktır. Böyle bir șeriat insanlar arasındaki ilişkileri düzenlemek için var kılınmış olamaz; böyle bir șeriat ancak mutlak biçimde hükümferma olabilir. Oysa şimdi içinde yașadığımız dünyanın șeriatı insanları birbirinden razı kılabilecek bir düzlemi oluşturmaya matuf bulunmaktadı. Bir daha ölümle karşılaşma imkânının ortadan kaldırıldığı bir hayattaysa, tanımı icabı bütün ölçüler ve bütün ölçütler mutlaktır ve mutlaka ayarlıdır. Ölüm, hayata ilişkin bir gerçek olarak ortada dururken bizim onu hayatın dışına itme hususundaki eğilimimiz ve bu istikametteki çabamız, insan olarak bizim ilgi çekici bir yanımızı olușturmalı: Hayvanda ölüm fikri yoktur; hayvanda hayatta kalma içgüdüsü ve hayatta kalmak için kendini savunma güdüsü vardır: Bu, ölüm fikrinden farklı bir olgudur. Oysa insanda ölüm fikri vardı ve fakat insanda aynı zamanda bu fikri kendinden uzak tutma çabası da vardı. İnsanın dünyevî faaliyetlerinin tümü aslında ölümün var olmasına uygun bir tarzda düzenlenmiş olmasına rağmen, insan gene de ölümü göz ardı ederek
Sayfa 205
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Allah böyle sondaki açık/gizli şirklerden korusun cümlemizi...
Ölmeden önce ölmek, farklı bir deyisle "fenafillâh" hali (yani maşukta kendini yitirme durumu) aşığın ancak dünya ilişkilerinden kendini uzaklastırma eylemiyle elde edilebilecek bir sonuçtur. Aşk eylemi kendi varlığından vazgeçip sevgilinin varlığında varlık bulma olarak adlandırılabilir. Bu da, insan hayatın gayesi bakımından tali değil, bilakis en temel ve aslî olgusunu teşkil eder ve yüceltilmeye layık bir değer olarak ortaya çıkar. ... Âşıkın biricik hedefi maşuku tarafından kabul edilmesini sağlamaktan ibarettir. Kendini kabul ettirebilirse o, muradına ermiş sayılacaktır. Onun muradı, maşuk üzerinde tahakküm kurmak değil, fakat onu temaşa etmektir. Nitekim cennetteki en yüce mevkiin de, kul tarafından cemalullahın temaşa edilmesi olarak betimlenmesi manidardır. O konuma (temaşa konumuna) ulaşmak âşık (kul) için ulaşılabilecek mertebelerin en yücesi sayılmaktadır. Bu bağlamda, âşıkın sevgilisine "tanrım!" "tanrıçam" diye seslenmesinin de boşuna olmadığı anlaşılmaktadır.
Sayfa 199
Kitap Alıntısı
İstanbul Destanı
İstanbul deyince aklıma martı gelir Yarısı gümüş, yarısı köpük Yarısı balık yarısı kuş İstanbul deyince aklıma bir masal gelir Bir varmış, bir yokmuş ... Bedri Rahmi Eyüboğlu . . ... Bu sonbahar misali yağmurlu kış gününde İstanbul'da ; ilkbahar tadı veren müzik tavsiye edilir :) ⬇️⬇️⬇️ Can Atilla - Vivaldi İstanbul'da youtu.be/qJsWIB0uZEM?si=... (Dipnot: Bugün 10 kereden fazla dinlemişimdir, biraz da siz İstanbulla keyiflenin)
Müzik
Şiblîye soruldu: "Bu yolda sana kim kılavuzluk etti?" "Bir köpek" dedi. "Onu bir gün, bir su kıyısında, susuzluktan neredeyse ölmüş bir halde iken gördüm. İçmek için suya eğilince, sudaki aksini görüyor, korkup geri çekiliyordu. Onun başka bir köpek olduğunu sanıyordu. Sonunda susuzluğu öyle bir noktaya geldi ki, korkusunu bir kenara itip suya daldı. 'Öteki köpek' kaybolmuştu. Köpek, kendisi ile arzusu arasındaki engelin yine kendisi olduğunu ve artık yok olduğunu gördü. Benim engelim de, kendi benim olarak aldığım şeyin, aslında kendi engelim olduğunu öğrendiğimde ortadan kalktı. Benim yolum, bana bir köpeğin davranışı ile gösterildi."
Sayfa 53
Tasavvuf
Büyük düşünür Réne Guénon, sufizm sözcüğüne ve tasavvufun İslâm mistisizmi olarak tanımlanmasına itiraz etmektedir. "Batılılar, özellikle islâm tasavvufunu belirtmek icin sufizm diye bir kelime uydurdular. Ama bu terim tamamen itibarî bir adlandırma olmakla kalmaz; ayrıca oldukça üzücü bir sakınca da arz eder. Şöyle ki: Bu sözcüğün bitim şekli (-izm), hemen hemen kaçınılmaz bir sekilde, sadece belli bir ekole ait bir düşünceyi çağrıştırmaktadır. Oysa gerçekte böyle bir ekol yoktur (...) islâm tasavvufunun mistisizm ile uzaktan yakından alâkası yoktur Mistisizm tamamen Hıristiyanlığa özgü bir seydir. Öte yandan mistik sürekli edilgen bir tutum içinde olduğundan, kendisine gelecek bir şeyi kendi katkısı olmadan kabule hazır olduğundan, bir yöntemi de olamaz." Bkz. Rene Guenon, Islâm Maneviyatı ve Taoculuğa Toplu Bakıs, ss. 30-34, çev. Mahmut Kanık, istanbul: insan Yayinları, 1989
Sayfa 52
Tasavvuf