nevi şahsına münhasır birisi işte

nevi şahsına münhasır birisi işte
Hasbiyallahu lâ ilâhe illâ hû aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azîm (Allah bana yeter, O'ndan başka ilah yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O, yüce Arş'ın Sahibidir.) x.com/dr_hayalperest_
Mustafa Kara tasavvufun insan-ı kâmil anlayışını söyle özetlemektedir: "Allah'ın halifesi olan insan, Allah'ın zât, sıfat ve fiillerinin en mükemmel şekliyle tecelli ettiği varlıktır. O, Allah ile alem arasında, zâhir ile bâtin arasında (berzah)'dir. O bütün ilâhî kemâl mânâları kendisinde gerçekleştiren kişidir. Alem bir ayna gibidir; insan-ı kâmil bu aynanın cilasıdir."
Sayfa 38
Tasavvuf
Reklam
İnsan gelişiminin son ve yedinci evresi, rızadır. Uzlaşma, tatmin, kanaat, gönül hoşnutluğu anlamlarına gelir. Tasavvufta rıza, derin bir içsel tatmin ve hoşnutluğa işaret eder. Bu aşamaya eşlik eden nefs, arınmış ve kemâle ermis nefstir: nefs-i kâmile. Bu son bütünleşme evresine varan sufiye ise insan-ı kâmil denilir. ... Rıza, sûfilere "Kahrın da hos, lütfun da hoş" dedirten mertebedir. Rızaya ulaşan, kâinâtta ikilik, çelişme, kötü, çirkin, acı, gam görmez. Tanrı'nın irade ve yazgısina mutlak bir teslimiyettir rıza. Fenâ'nın, benlikten kurtulmanın en vüksek biçimidir, Sûfliğin basamaklarını birer birer çıkarak fenâya eren kişi, bireyselliğin tabakalarından sıyrılır ve O'nunla bir olur. Derin bir içsel tatmin, adanmış bir aşk, diğerlerine karşı empati, samimiyet ve insanlığa sürekli hizmet, rızanın görünümleridir. Rıza hayatın olduğu gibi kabul edilmesidir. Sûfinin, bir damlanın okyanusa katılması gibi, varoluşun ritmine katılması halidir. Rıza makamında sûfi benliğini geçmişin alışkanlıklarından ve geleceğin arzu ve kaygılarından kurtarır. Sufi ânda yaşar ve ânı yaşar; o, çok kullanılan bir nitelemeyle, vaktin oğlư'dur. Ân'la birlik olmak demek, özne-nesne, ben-sen, geçmiş-gelecek ikileminin yitirilmesi demektir. Ân'la birlik fikri, rasyonel zihni altüst eder; psikolojik ve fizyolojik kanunlara, akıl yürütmelerin tümüne meydan okur. Bu korkutucu bir teşebbüs olabilir, ancak içinde özgürleştirici bir töz taşır.
Sayfa 37
Tasavvuf
Tevekkül, bütün gücü nefiste bulmak değil de, Yaratıcının her şeyin üstünde hüküm ve egemenlik sahibi olduğunu kabul etmektir. "Tevekkül, bir fiil ve amel inkârı değil hudutsuz bir kuvvetten beslendiğimize inanmaktır ki, bu fiili terke değil, fiilde kararlı ve gayretli olmaya girmek insanı akıl almaz bir iç zenginliği ve atılım coşkusuna ulaştırır."
Sayfa 36
Tasavvuf
Erich Fromm, modern insanın olmak ile sahip olmak arasında bir temel tercih noktasında bulunduğunu söylediği yapıtında şöyle yazar: "Tüketim, günümüz aşırı üretim toplumunun belki de en önemli sahip olma biçimidir. Tüketilen seyin geri alınması imkânsız olduğu için, bu durum korku duygusunu azaltmaya yarar. Ama her tüketilen sey, tüketildiği andan itibaren, tüketiciyi tatmin edemez hale geldiği için de insanlar yeniden ve daha fazla tüketime yönelmek zorunda kalmaktadırlar," Tasavvuf, bir olmak mesleği olarak da tarif edilebilir, O halde, gerçek sufiler tüketim ideolojisinin kurbani olmaktan uzaktırlar.
Sayfa 35
Psikoloji
Yoksulluk(Fakr) evresinde sufi bir iç huzur ve emniyet hisseder. Sahip olmak ya da olmamak, mülk edinip edinmemek arasinda sürekli savas yaşar. Nefs-i mutmainneye ulasmak; içsel çatışmalardan, dünyevi bağlanmalardan ve sahip olma eğilimlerinden kurtulmak, hayatın ve varoluşun görünmez, ritmine yaklaşmak demektir. Psikodinamik bir bakış açısından sürekli istemek, hırs, tamahkârlık ve biriktirmek, temel içsel güvensizlik ve yoksunluğa bağlı psikopatolojik özelliklerdir. Sufiler riyazetten yahut çile çekmekten yana da değildirler. Kisi bu dünyadan el-etek çekmeden ondan özgürleşmeyi başarabilmelidir. Gerçek yoksulluk ve fakr halinin göstergesi, kişinin iç dünyasında maddi nesneleri algilama biçimidir. Daha fazla edinme arzusuna, mevki kaygısına köle olmadığı sürece kisi fakîrdir, erdemlidir.
Sayfa 35
Psikoloji
Reklam