İnsan gelişiminin son ve yedinci evresi, rızadır. Uzlaşma, tatmin, kanaat, gönül hoşnutluğu anlamlarına gelir. Tasavvufta rıza, derin bir içsel tatmin ve hoşnutluğa işaret eder. Bu aşamaya eşlik eden nefs, arınmış ve kemâle ermis nefstir: nefs-i kâmile. Bu son bütünleşme evresine varan sufiye ise insan-ı kâmil denilir.
...
Rıza, sûfilere "Kahrın da hos, lütfun da hoş" dedirten mertebedir. Rızaya ulaşan, kâinâtta ikilik, çelişme, kötü, çirkin, acı, gam görmez. Tanrı'nın irade ve yazgısina mutlak bir teslimiyettir rıza. Fenâ'nın, benlikten kurtulmanın en vüksek biçimidir, Sûfliğin basamaklarını birer birer çıkarak fenâya eren kişi, bireyselliğin tabakalarından sıyrılır ve O'nunla bir olur. Derin bir içsel tatmin, adanmış bir aşk, diğerlerine karşı empati, samimiyet ve insanlığa sürekli hizmet, rızanın görünümleridir.
Rıza hayatın olduğu gibi kabul edilmesidir. Sûfinin, bir damlanın okyanusa katılması gibi, varoluşun ritmine katılması halidir. Rıza makamında sûfi benliğini geçmişin alışkanlıklarından ve geleceğin arzu ve kaygılarından kurtarır. Sufi ânda yaşar ve ânı yaşar; o, çok kullanılan bir nitelemeyle, vaktin oğlư'dur. Ân'la birlik olmak demek, özne-nesne, ben-sen, geçmiş-gelecek ikileminin yitirilmesi demektir. Ân'la birlik fikri, rasyonel zihni altüst eder; psikolojik ve fizyolojik kanunlara, akıl yürütmelerin tümüne meydan okur. Bu korkutucu bir teşebbüs olabilir, ancak içinde özgürleştirici bir töz taşır.