nevi şahsına münhasır birisi işte

nevi şahsına münhasır birisi işte
Hasbiyallahu lâ ilâhe illâ hû aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azîm (Allah bana yeter, O'ndan başka ilah yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O, yüce Arş'ın Sahibidir.) x.com/dr_hayalperest_
Özet; nefsi öldürmek değil terbiye etmek
Nefis, ruh demek değildir ve ruh sözcüğü nefsin psikolojik anlamını karşılamaz. 'Kişilik, benlik veya kendilik (self) veya kişilik gelişiminin aşamaları, nefis için daha yakın karşılıklar olabilir. Sûfiler, nefis kelimesini yalnız başına kullandıklarında, "nefs-i hayvâni"ye işaret etmek istemişlerdir. Nefis, soyut bir kavram veya düşünce olarak değil, somut bir varlk olarak algılanmıştır. Tehlikeli bir yılan, sıcakta kızmıs bir deve veya yabani bir at, nefsi betimlemek için başvurulan metaforlar arasındadır. Sûfiler bu içimizdeki hayvan'a, onu öldürmek veya ortadan kaldırmak amacıyla değil, onu ıslah etmek, enerjisini ruhi/manevi büyümeye yönlendirmek amacıyla yaklaşırlar. Gelişimin özellikle ilk evrelerinde, kişi arzu, dürtü ve eğilimlerinin sürekli farkında olmalıdır. Bu enerjilerin farkına varmak ve içteki hayvan'ın gücünü yönlendirmek, yolcuya Hakikat Yolu' nda daha ileri gitme imkânını verir.
Sayfa 24
Tasavvuf
Reklam
Tasavvufta kalb, İbn Sina'da ise evrensel akıl bireysel varlığı aşan ve evrensel, bilinçüstü bir niteliğe bürünen kavramlardır. Varlığın görünür fenomenleri kalble ve evrensel akılla başlar ve biter. Kalb ve evrensel akıl, insanın bilinçdışı cevherinin, bâtının ve yaşamın yaratıcı enerjisinin ifadesidir. Kalblerin uyanıklğından veya körlüğünden bahsedilmesi, kalb gözü ifadesinin sıklıkla kullanılması, kalbin entellektüel sezgi olarak tanımlayabileceğimiz işlevine işaret eder. Kalb, erdem sahibi olmakla, tefekkürle ve Tanrı'yı anmakla uyanır, keskinleşir. Duygusal çatısmalar, kaygılar, tasalar ve nevrozun bütün biçimleri, yeni bir bilişsel yönelimle giderilir. Kalb, ilâhi bilgi ve aşkın tahtıdır ve aşk Mevlânın ifadesiyle, 'bütün hastalıklarımızın hekimi'dir. Büyük düşünür Gazâli de, Kimyâ-yı Saâdet`inde şöyle yazmaktadır: "Kalb, parıldayan bir ayna gibidir. Sıkıntılı işler o aynayı bir duman gibi kaplar ve gerçek benliğini göremez olursun. Evrensel Gerçeklik, yani Tanrı'nın görüntüsü ile arana bir perde iner."
Sayfa 23
Tasavvuf
Geleneksel metafiziğin açık bir kişilik kuramı vardır. Geleneğe göre, insan kişiliğinin üc veçhesi bulunur: ruh kalb ve nefis. Ruh ile nefis, kalbi ele geçirmek için sürekli savas halindedir. Buradaki kalb, bir simgedir; ve fiziki kalble, duygular ya da zihinle bir ilişkisi yoktur. Bu kalb, entellekt ile ve entellektüel sezgiyle ilişkilidir. Kalb, ilâhî ışığın tahtıdır ve ilâhî bilgiye ancak onun etkinliğiyle ulaşılabilir. Sufiler bilinçdışının en üst seviyesine kalb adını verirler. Kalb, bilinçdışının insanları evrensel gerçeklikle buluşturan bölümüdür. Sufiler insanın tüm entellektüel gelişiminin yaşantı ve bilgiye basamak olusturduğunu düşünürler. Kalbin bilgisi, zihin ve bedeni ikiliklerden kurtarır. Bu bilgi, ânlik, rasyonalistik veva bilişsel değildir; bütün bunları așar. Sufiler, doğruluk veva bilgi yolundaki yolcunun, içindeki tüm nefislerin farkına varmasını ister. Aynı zamanda amaç, geçici benliği ve bilgiyi de aşmaktır. Kalb; duygu, duygulanım ve düşünce süreçleri ile dinî değerler ve insanın varoluşsal arzuları arasında bìr katalizördür. Kalb, huzursuz ruhu, geniş Hakikat Okyanusu' na taşıyan ırmaktır.
Sayfa 22
Psikoloji
Ama aşk, bu sınırla mukayyet değildi. Çünkü o, yanmaya talipti ve yakmaya. Burada, kavuşma, ilişkinin tabiatına aykırı düşerdi. Sahip olamamak, uzakta kalmak, kalbin ve yüreğin ateşiyle yanmaktı aşkı diri ve ebedi kılan. Bu yanış olmasaydı, geride anlatılmaya değmez sıradan, alelâde bir ilişki türü kalırdı belki, ama bu, asla ölümsüz bir aşkın öyküsü olmazdı.
Sayfa 157
Alıntı
Sufiler, bilincin perdelerini bir bir kaldırır ve nihaf hedefe ulaşırlar: hiçliğe... Bilinçdışının açığa çıkarılmasıyla, sufi bilgiye doğrudan ulașmış olur. Artan içgörü, hayat süreciyle ilgili daha derin bir bilgiyi sağlar. Ardışık bir dizi içgörü, simșek çakması gibi zihinleri aydınlatır ve görüş mesafesini arttırır. Evrensel güven ortaya çıktığında, kafa karışıklığı, düşlem ve kuşkular tamamen yok olur. Aydınlanmış olanlar, sezgi ve ilhamın üzerini örten șeyleri, kelime ve düşünceleri bir kenara atarlar. ... O kalb tamahkârlık, hırs ve önyargıdan arındığında, iç ve dış gerçekliği, enfüsî ve afakî hakikati aksettirir. Doğruluğu öylesine çabuk ve ani yakalar ki, yorum ve araştırmaya gerek kalmaz. Kâl'den hâľ'e, sözden yaşantıya geçiş gerçekleşir. Mevlânâ, bu durumu söyle dile getirir: "Ruh karanlık içindeyse, yolunu bulmak için aklın aydınlığına ihtiyaç duyar. Fakat ruh aydınlanmışsa, kimse aklın kandilini aramaz."
Sayfa 22
Alıntı
Reklam