Nefsaniliğe bulașmış her dilek ona bulaşmışlığı ölçüsünde, sahibi üstünde bir hükümranlık kurar.
Bu yüzden diyebiliriz ki, insan zihninin yaman aldatmacalarından biridir özgürlük. Özgür olmak isteyen, özgürlüğün hakikatini kavrayabilmelidir. Özgürlüğün hakikati ona, neye karşı talep sahibiyse, ona köle olmaktan başka bir şey istemediğini söyleyecektir. Neyi talep ediyorsa (neyi diliyorsa), o "şey"e karşı tasmasını kendi eliyle boynuna geçiriyor demektir.
Özgürlüğün hakikatine biraz daha yaklaşırsak, onu yalnız ve ancak Allah'a teslim olmak diye değerlendirebiliriz. Özgürlük, kendi anlamını sadece bu teslim oluşta bulacaktır. Allah'a teslim olmanın sırrını elinde tutan başka hiç bir şeye teslim olmaz, O' na karşı özgürlük ilânına kalkışansa her şeye köle olur.
"Arşı çepeçevre kuşatmış" olan Allah'a karşı, insan nasıl özgürlük ilânına kalkışabilir ve nasıl özgürlük iddiasında bulunabilir? Onun inkârı bile, ilâhi ruhsat çerçevesinde zuhur etmeye yol bulmaktadır.
İnsanın, her şeye karşı özgürlüğünü ilân ettiğini farz etsek bile, bu kez, özgürlüğüne karşı özgürlüğünü ilân edebilme gücünü gösterebilecek midir, sorusuyla karşılaşırız. Şairin: "Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten" demesi gibi, bu kez de kendini, fantezilerine köle kılmayacak mıdır?
Ya ölüme karsı özgürlük? Ölümün elinden nereye kaçacak? Ölüme karşı hangi özgürlüğü ilân edebilecek? Ölüme karşı özgürlüğünü ilân etmeye girişen kimse,özgürlüğünü kanıtlamak için, kendini öldürmekten başka ne yapabilir? O aslında böyle yapmakla ölümünü bile çabuklaştırmış olmaz; sadece vehminin kurban sayılır.
Arşı ve insanı çepeçevre kuşatmş olan Allah'a karşı, insan, nefsinin özgürlüğünü neyle, nasıl kanıtlayabilir? Bu noktada, insan natıkasının varacağı en çılgın doruk ancak kendini öldürmek olabilir. Fakat kendini