nevi şahsına münhasır birisi işte

nevi şahsına münhasır birisi işte
Hasbiyallahu lâ ilâhe illâ hû aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azîm (Allah bana yeter, O'ndan başka ilah yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O, yüce Arş'ın Sahibidir.) x.com/dr_hayalperest_
İnsanlığın gelişimi, kadına verilen toplumsal degerle paraleldir. Ademoğlu olgunlaştıkça kadınla erkek arasındaki roller netleşmiş ve iki cinsin birbirlerini tamamladıkları ortaya çıkmıştır. Bugün gelinen noktada, ne erkek ne de kadın, egemen toplum çağının doğrularına uymaktadır. Yapılması gereken şey, bir bütünün parçası olmaya çalışmaktır. Batı dünyası Orta Çağ'da "Kadın insan mıdır, değil midir?" diye tartışırken, İslamiyet 1400 sene önce - insanlik tarihinde ilk kez- kadına toplumsal rol vererek bu soruyu cevaplandırmıştır. Kadını anne rolüyle sınırlamadan, onun yeteneklerini açmasını sağlamıştır. Buna en büyük örnek, bizzat Hazreti Muhammed'in (aleyhisselam) eşi Hazreti Aişe'nin (radiyallahu anh) toplum içinde konferanslar veren bir eğitmen rolünde olmasıdir. Fakat ilerleyen yıllarda, insanlığın o dönemdeki olgunluğu kaybetmesi sonucu kadın yeniden baskılanmıştır.
Sayfa 115
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Güven uyandırma hususunda sevgi objesi anneyken, güven objesi babadır. Kadın erkek ilişkisinde de sevgi veren taraf kadın, güven veren taraf erkektir. Erkekteki güven zayıflığı, kadına göre evliliğe daha fazla zarar verirken kadındaki sevgi azalması, erkeğe göre daha zararlıdır. Zihin gücü açısından erkekle kadın birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcı unsurlarıdır.
Sayfa 55
Önsöz - Değerli bir tespit ve başlangıç
Bu kitabı yazma fikri bir ihtiyaçtan doğdu. Toplumda yanlış geleneksel yargılarla kadın ikinci sınıf bir varlık gibi görülürken, modernizm cinselliği kadın politikası olarak sunuyordu. Kadını toplumsal yaşamdan dışlayan geleneksel eğilim, feminist tepkiyle karşılaşınca kadın erkek savaşlarına dönüşüyordu. Bu tartışma içinde kadınlar, erkek egemen kültürün şekil değiştirmiş rolleri arasında kurban ediliyor, evlilikler ve çocuklar heba oluyordu. Erkek egemen anlayış üzerine kurulu geleneksel yapı kadını baskılayıp annelik rolüyle sınırlarken, erkek feministler feminizmi daha çok kadınla beraber olma ve cinsel özgürlüğü çıkarlarına göre kullanma eğilimindeydiler. Peki bu ikilem kadının psikolojik doğasına nasıl tesir ediyordu? İste bu soruya ve kadın psikolojisiyle ilgili diğer konulara ışık tutacağına inandığımız bu kitap, iki senelik bir çalısmanın ürünü olarak sizlere ulaştı.
Sayfa 15
Psikoloji
"Özgürlük" kavramı
Nefsaniliğe bulașmış her dilek ona bulaşmışlığı ölçüsünde, sahibi üstünde bir hükümranlık kurar. Bu yüzden diyebiliriz ki, insan zihninin yaman aldatmacalarından biridir özgürlük. Özgür olmak isteyen, özgürlüğün hakikatini kavrayabilmelidir. Özgürlüğün hakikati ona, neye karşı talep sahibiyse, ona köle olmaktan başka bir şey istemediğini söyleyecektir. Neyi talep ediyorsa (neyi diliyorsa), o "şey"e karşı tasmasını kendi eliyle boynuna geçiriyor demektir. Özgürlüğün hakikatine biraz daha yaklaşırsak, onu yalnız ve ancak Allah'a teslim olmak diye değerlendirebiliriz. Özgürlük, kendi anlamını sadece bu teslim oluşta bulacaktır. Allah'a teslim olmanın sırrını elinde tutan başka hiç bir şeye teslim olmaz, O' na karşı özgürlük ilânına kalkışansa her şeye köle olur. "Arşı çepeçevre kuşatmış" olan Allah'a karşı, insan nasıl özgürlük ilânına kalkışabilir ve nasıl özgürlük iddiasında bulunabilir? Onun inkârı bile, ilâhi ruhsat çerçevesinde zuhur etmeye yol bulmaktadır. İnsanın, her şeye karşı özgürlüğünü ilân ettiğini farz etsek bile, bu kez, özgürlüğüne karşı özgürlüğünü ilân edebilme gücünü gösterebilecek midir, sorusuyla karşılaşırız. Şairin: "Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten" demesi gibi, bu kez de kendini, fantezilerine köle kılmayacak mıdır? Ya ölüme karsı özgürlük? Ölümün elinden nereye kaçacak? Ölüme karşı hangi özgürlüğü ilân edebilecek? Ölüme karşı özgürlüğünü ilân etmeye girişen kimse,özgürlüğünü kanıtlamak için, kendini öldürmekten başka ne yapabilir? O aslında böyle yapmakla ölümünü bile çabuklaştırmış olmaz; sadece vehminin kurban sayılır. Arşı ve insanı çepeçevre kuşatmş olan Allah'a karşı, insan, nefsinin özgürlüğünü neyle, nasıl kanıtlayabilir? Bu noktada, insan natıkasının varacağı en çılgın doruk ancak kendini öldürmek olabilir. Fakat kendini
Sayfa 134
Alıntı