İki karakter üzerinden toplumsal konulara, insan ilişkilere ve daha çok birçok konuya değinen bu kitap aslında bizlere kulak ardı ettiğimizi her şeyi hatırlatır. Altıncı koğuş sakinlerinden İvan kuşkularının kurbanı olmuş ve kendini hapishane gibi bir hastanede bulmuştur. İvan kötülüğe karşı susmayan, adaleti, doğruluğu savunan güçlü bir karakterdir. Realizmin simgesidir adeta. Hastanede yer alan doktor ise İvan gibi Zeki, akıllı bir karakter olsa da onun kadar güçlü değildir. Onun için acılar, ölümler olmadı gereken her şeydir. Bir nevi felsefi akımı konuşturan doktor güçsüzlüğün de resmidir. Her şeyi yapabilecek hastaneyi hastaları iyileştirebilecekken o böyle olmasına alışmış değiştirmesem de olur deyip seyirci kalandır. Sonuç olarak bu iki karakter çarpışır ve kendi fikirlerini okuyucuya sindirir. Her ikisine de hak veren bizler sanırım İvan karakterine yani halkın sesine daha yakın hissederiz. Kitabın sonlarına doğru doktor daha güçlüdür artık değiştirebileceği her şeyin farkındadır. Lakin onun değişimiyle beraber etraftan da tepkiler gelir. Deli birisiyle doktorun samimi olması şüphe uyandırır. Ve o koğuşa binbir çeşit numarayla doktor da kapatılır. Bu kısımlar bizlere aydın görünen kesimin aslında tehlikeli olduklarını gösterir. Kitap deliler mi akıllı yoksa akıllılar mı deli sorusunu iliklerimize kadar hissettirir. Ve her sayfasında tok açın halinden anlamaz dedirtmekten de bizleri geri bırakmaz. Evet biz ne deliler hastanesini
ziyaret ettik ne de açın halinden anladık. En önemlisi biz de o doktor gibi değiştirelim dediğimiz her şeye seyirci kaldık.