Gerçek, diyor şair, ölümü yok etmiyor. Mesafeleri azaltmıyor, zamanı geciktirmiyor. Ama bize aslında ne olduğumuzu anlatıyor. Mutluluğun var olmak için mutsuzluğa ihtiyacı var, sevincin bir bölümü kederden oluşuyor, kalbimiz, zamanın üzerinde çarmıha gerili olmamız sayesinde çarpabiliyor. Soyut hayallerle oyalanmak yerine, bedenimizle ve dünyayla olan bağlarımızı korumamız gerek.
İnsanlar, bazı zamanlar, nedensizce birbirine yaklaşıyor, sonra yeterli bir neden olmadan birbirinden uzaklaşıyor. Birbirini incitiyor, birbirine sevecenlikle dokunuyor, birbirini yaralıyor, birbirini sakat bırakıyorlar. Ağlamaları gerekirken gülüyor, onu da tam anlamıyla yapamıyorlar. Çift olmak her daim delilik. Bunu sen kendin söyledin, ben uydurmadım. Çokça akla ve bilgiye sahip sen, karşılıklı konuşan iki insanın kör, hatta neredeyse dilsiz olduğunu ve birlikte yürüyen iki aşığın birbirlerine rüzgar ve deniz kadar yabancı kaldığını söyledin bana.
"Mutluluğa kötülükle varılmıyor. Ama erdemle de varılmıyor. Sezgisel büyük kararların o ne iyi ne de kötü olan kutsal ateşi de değil, mutluluğa ulaştıracak olan. Mutluluğa giden yol, bunların hiçbirinden geçmiyor. İnsan asla mutluluğa ulaşamıyor."
"İnsan kendi benliğinden uzak duramıyor. Bunu itiraf edemese de, insan yalnız. Her şey geçiyor, her şey değişiyor, her şey uçup gidiyor ve her şeyin uçup gitti anda, insan yalnız kalıyor. Bunu bazen her zamankinden çok daha fazla hissediyorum."