onu değil şunu kapat
birşeyler oku bana
yakılmış bir kitaptan
ağır ağır
susarak
yüreğin kabarırsa tutma kendini
yaşıyanlar ağlar ancak
ve düşün ki bir örgüttür ağlamak
en eskilerden
ve sevin ki sevdiceğim bu seher vakti
birşeyler kalmış hâlâ
gözyaşına değecek
(...)
otur şöyle yanıma, topla kanatlarını
koy elini alnıma, yansa da çekme
yalnızca düşün yeter, konuşma bırak
unutma ki bir örgüttür en eskilerden
mavi mavi gülüp susmak
serin bir su değilsen sokulma bana
ellerimde bu öfke bu ateş
yüreğimde bu yangın
bu başka olmıyacak
söndür şu geceden kalan ışığı
o resmi hemen indir karşımdan
şu masayı şuraya çek
uzak dursun sandalyeler birbirinden
ola ki konuşurlar
at sokağa şu saksıyı
direnmektir çiçeklenmek
mektup kitap gazete
kâğıt kalem bardak tabak
ne varsa defet gitsin
beynimde bu hınzır böcek
bu edepsiz kımıltı
bu başka olmıyacak
yüreğim sızladığı zaman
ciğerlerime çekerken kötülüğü
ellerimle dokunurken kötülüğe
ayaklarıma dolaşırken kötülük
şu taşı şurdan alıp şuraya koyamamanın pis bulantısı
[geçiriyor tırnaklarını gırtlağıma
kokuyor işyerleri
kokuyor günaydınlar
ne varsa verilmemiş
edilmemiş söz
patlamamış öfke
uyutulmuş ne varsa
ne varsa birdenbire
kokuyor
ve kayıyor birşeyler parmaklarımdan
ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamağa yüreğim