Bazı kitaplar vardır, yazarının bile önüne geçer. İşte Sofie'nin Dünyası tam da böyle bir kitap.Çok popüler olması yanında, pek çok kişiye felsefeyi sevdiren kitaplardan biri olduğu aşikar. Yazarı Jostein Gaarder’in sade ve gösterişsiz bir hayat hikayesi olsa da bu eser, onun edebi kariyerinin en çok ses getiren yapıtı haline gelmiştir.
Kitaba gelecek olursam;
Bu kitabı geç okuduğum için biraz pişmanım. Lise yıllarında verilen felsefe derslerinin yetersizliği ve sıkıcı bir şekilde sunulması çoğu öğrenci için sıkıcı bir boş ders havası yaratmıştır, oysa felsefe; insanın düşünme biçimidir, varoluşunu sorgulamasıdır. Günümüzde “boş yapma” deyiminin, “felsefe yapma” anlamında kullanılması bile, bu alanın nasıl yanlış anlaşıldığını gösteriyor.
Sofie'nin Dünyası bir felsefe kitabı ama kesinlikle kuru bilgilerden oluşan sıkıcı bir metin değil. Küçük bir kız çocuğu olan Sofie'nin gözünden anlatılan hikaye, okuru sürekli düşünmeye teşvik ediyor. Sorularıyla sadece kendi yolunu değil, okuyucunun yolunu da açıyor. Üstelik roman formatında ilerlemesi, hem felsefi konuları anlaşılır kılıyor hem de merak unsurunu canlı tutuyor. Kitapta ilerledikçe, Sofie’nin hayatıyla felsefe tarihi iç içe geçiyor ve bu da okuyucuda hem öğrenme hem de kurguya dair bir merak uyandırıyor.
Yazar kitapta Sofie ve hocası ile bir gizem dünyası yaratarak okuyucunun merakını canlı tutmaya çalışmış. Okurken gerçekten bir sonraki bölümde ne olacağını kestirmek zor ve ilgi çekici oluyor. Anlatılan filozoflar ve kavramlar çok detaylı işlenmese bile en vurucu görüşleri ve tarihe bıraktığı izler kitabı kolay anlaşılır kılıyor. Özellikle konulara geçmeden önce Sofie'nin, hocasının sorduğu sorular hem bizi ve onu bir sonraki bölüme hazırlar nitelikte ve kitabın sonlarına doğru sizi üzen tarafları da mevcut.
Son
Sofie'nin DünyasıJostein Gaarder · Pan Yayıncılık · 202043,7bin okunma
"Maalesef geçmişi değiştiremem. Tek yapabileceğim sana ne kadar üzgün olduğumu sõylemek, beni affetmen için yalvarmak ve hayatımın geri kalanını sana layık olmaya çalışarak geçireceğime söz vermek."
"Çunkü sen benim olmasan bile, ben seninim."
Herkese selamlarNihayet #kadervealev serisinde son kitap olan #tanrılarınvehiddetinşafağı ni da okudum. Öncelikle seriyi sevdim. Ama favori serilerim arasında olamadi cunku, beni fantastik anlamda epey doyurmuş olsa da ve 3.kitapta çok fena atağa geçmiş olsa da son kitapla o atağı söndürdü ve favorilerimden olabilecekken ne yazik ki o kategoriden çıktı. Bu arada asla kötü demiyorum, bu kitabi da sevdim ama fantastik bir serinin son kitabı bu kadar yavaş ilerlemez. Kaldı ki 750 sayfaydi kitap. Ha oldu ha olacak diye beklenti içinde okuttu ama son 50 sayfada hersey cok oldu bittiye geldi. Su da var ki okurken sıkılmadım. Her detayı ayrı keyif verdi ama aksiyonu eksikti.
3.kitapla Atticus'a tam adapte oldum, sempatik gelmeye basladi diyordum ki bunun en büyük sebebi 3 çocuklu fırıncı Gracen'didediklerimi boşa çıkardı. O çok aşığım ölüyorum diyen gaspci kral sıradan basit bir erkek olduğunu kanıtladı ve ilk gördüğü güzel hatuna karşı aklından ne hinlikler geçirdi. Sonrada yok "Gracen var, o olmasaydı neler olurdu neler" diyen bir kafayı kusura bakmayın da ben ne sempatik bulurum ne de severim.
Her kitapta bir kaç karakter parlarken bu kitabinda yıldızları Tyree ve Annika oldular. Nefretten aşka klişesinin en güzel halini yazmisti yazar. Bayıldım ikisi arasındaki kimyaya. Tyree tam bir capkin serseriydi. Keşke Atticus yerine bolca onları okusaydim
Tabi gönlümün efendisi Zander hepsine tur bindirir, adam doğuştan kral, asil, aşk neymiş, aşık olmak neymiş dünya aleme gösterdi her hareketi ile. Kaldı ki Romeria'da Zander'den
Eski Yunan filozofları Sokrates-Platon-Aristo ile başlayıp modern felsefe, bilim ve din anlayışının gelişimini anlatan kitap; Norveçli Sofie ve gizemli felsefe öğretmeninin mistik macerasıyla harmanlanmış.
Kitap, etkileyici bir hikaye ve akıcı bir üslup ile göz dolduruyor.
Not: Din afyondur. Kullanmasını bilene...
“Üç bin yılın hesabını göremeyen,
Karanlıkta yolunu bulamaz, günü gününe yaşar ancak.”
— Johann Wolfgang von Goethe
Sofie’nin Dünyası tam da bu Goethe dizeleriyle başlıyor. Felsefenin, insanı anlama ve düşünce dünyasında yol bulma çabasının bir haritası gibi. Felsefeyi öğrenmek, anlamak ve fikir sahibi olmak isteyenler için gerçekten eşsiz bir başlangıç kitabı.
Roman, Lübnan’da Birleşmiş Milletler görevlisi olan bir binbaşının, kızı Hilde’ye felsefeyi sevdirmek için hayalinde kurduğu bir kurgu üzerinden ilerliyor. Bu kurgunun merkezinde ise genç Sofie ve gizemli öğretmeni Alberto Knox var. İkili, insanlık tarihinin felsefi duraklarında gezerek okuru Antik Anadolu’dan Atina’ya, oradan da Avrupa düşüncesine doğru büyüleyici bir yolculuğa çıkarıyor.
Didaktik olduğu kadar sürükleyici; düşündürdüğü kadar eğlendirici. Ben okurken büyük bir keyif aldım ve felsefeye başlangıç için bundan daha iyi bir kitap düşünemiyorum.
Büyük bir beklentiyle başlamıştım kitaba felsefe okumayı da çok istiyordum aslında ve çoğu kişi bu kitabın başlangıç için iyi olduğunu söylüyordu. Abartıldığı kadar güzel mi emin değilim. Başları hoşuma gitmişti ama ilerledikçe sıkmaya başladı özellikle sofienin tavırları sinir bozucuydu bana göre. Okuduğum dönemden dolayı zevk alamadım belki bilmiyorum, uzun süredir okuyorum bitirmek için baya uğraştım ama bu gidişle kitap okumaktan soğuyacak gibiyim o yüzden daha fazla zorlamaya gerek yok. Başka bi zaman tekrar şans verebilirim.
Sofie'nin DünyasıJostein Gaarder · Pan Yayıncılık · 202043,7bin okunma