Davet
Şunları bir araya toplayayım. Bir güzel muhabbet edelim" diye düşündüm.Mutfak işinden de anlarım. Donattım sofrayı. Bayağı uğraştım. Hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim. Bayağı da para gitti.Birinin yediğini öbürü yemez. Ötekinin içtiğini beriki içmez. Dört kişilik sofra kurdum. Mumları da yaktım. Bak hepsi, Erick Satie severdi. Hatırladım. Müziği de ayarladım. Geldiler. 20 yaşında ben, 35 yaşımda ben, 40 yaşımda ben ve bugünkü ben dördümüz.Birden yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum. Kırk yaşımın karşısına da, ben geçtim. Yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu. Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi. Yatıştırayım dedim. "Sen karışma moruk" dediler. Büyük hır çıktı. Komşular alttan üstten duvarlara vurdular. Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.Evin de içine ettiler.Bende kabahat. Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine... Can Yücel
Sofradaki bereket Böylece adamın bol ürünü oluyordu. Bu yüzden arkadaşıyla konuşurken ona şöyle dedi: “Benim malım seninkinden daha çok; insan sayısı olarak da daha güçlüyüm.” Kehf suresi İlyas amca dedim bugüne kadar Mardinin gastronomi alanındaki ününü çok duymuş olsamda ben bu lezzeti hiç tatmamıştım ilyas amca kızım sofraya besmele ile oturalım şükür ile o zaman müminin sofrası lezzetlenir bereketini arttırır ama o bol ürün seni şımartmasın demeki benim malım çok ve yine demeki ben güçlüyüm kendini bir emanetçi bilmeyen teslimiyetçi olmayanın nimeti yerinde durmaz yok olur Sanki yemek ve sofra gökten inmiş bir şölen gibi her kaşık alışımda nimet bereketini arttırıyordu o güneydoğunun binbir zahmetle toplanan pirinç ve nohuttan yapılan lebeniye çorbası karşı konulmaz ve ne zaman mardinin tarihi sokaklarını gezecek olsanız mutlaka yiğin diyerek size tarif edeceğim tarçın ve zencefilin efsanevi buluşması kilise daha neler neler yoktuki bu mardin sofrasında sembusek irok un çorbası ve unesco damgalı badem şekerimiz süryani yahya efendide yılların komşusuydu süryani dedelerimiz afiyet olsun diyerek o o da davete icabet etmişti ve süryani çöreği getirmişti doyum olurmu böyle bir sofranın tadına diye sordu gazeteci melek ilyas amca güç ve kuvvet birlikten doğar ayrılıkta gazap birlikte rahmet vardır dua ile oturulan sofra bereket yurdudur dedi
Duygu ve Düşünce
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şimdi biri soracak olsa nasılsın diye, en içten dilekleriyle; hiç kuşkusuz iyiyim diyeceğiz. Boğazımıza kadar taşmış cümleleri hiç kimseye dökmeyeceğiz. Akşam olsun hele, gökyüzü bi kararsın, yıldızlar kaysın. Kurarız bulutların arasına güzel bir sofra. İki bardak çay ve demlik demlik sohbet kokar hava. Ay bana, ben aya konuşuruz geceden sabaha. Fazladan çayımız da var, sen de olsan fena olmaz aslında..
Yani iyi ki de bitmiş veya bitmediyse tam bitmeli bu adetler. Sırf Türk adeti denilmesi onu eleştirilemez yapmıyor. Bu çağın ruhuna uymuyor. Büyüklerle yemeğe başlamak saçmalık. Sofra kurulur. İnsanlar toplanıp yer. Canı o an istemiyorsa biraz geç olur ama sonra belki kendi başına yer. Misafire en iyinin sunulup ev sahibinin zavallı olduğu bir kölelik sistemi. Sadece misafire özel hizmet yanlış. Hizmet ev halkının birbirine karşıda normalde olmalı. Misafir kral veya kraliçe değil. Umduğunu değil, bulduğunu yer. Ekmek kutsal değildir. Ama yere atılması da bir gıdanın tabi ki hoş değil. Ya hayvana verilir ya da o çöpe atılır. Ya da başka türlü çok kötü durumda değilse yemeği farklı yapılır. Sofrada insanlar yüksek sesle de konuşabilir. Belki o an muhabbet iyi gitmiştir. O anın ruhudur. En güzel sohbetleri bir kanun gibi görülen katı sistemle yürütmek hoş görünmüyor. Saygısızca davranış sofrada yapan birine de susup kalmak yanlış geliyor. Biri bir şey dedi. Belki o an zoruna gitti. Sen de ona saygısızlık edeceksin ki haddini bilsin. Saygısızlığı sadece sofrada yapılamaz diye kalıba biçmek de mantıklı gelmiyor. Kim nerede saygısızlık ederse saygısızlık ederiz.
1000Kitap
bu bir araştırmadır herhangi bir toplumu kötüleme değildir
Gülbank veya gülbang; yapılacak bir işin hayırla sonuçlanması, sağlık, esenlik, başarı veya şükür amacıyla toplu halde okunan, belirli bir ritmi ve kalıplaşmış ifadeleri olan dualara verilen isimdir. Kelime anlamı olarak "bülbül sesi, güzel ses, zafer narası" gibi manalara gelir.Gülbank duası hakkında öne çıkan bazı özellikler şunlardır:Okunuş Şekli: Genellikle yüksek sesle, ahenkli, secili (iç kafiyeli) ve melodik bir yapıda okunur. Duanın sonunda genellikle "Allah, eyvallah", "Hû" veya salavat getirilir.Kullanım Alanları: Geleneksel Türk ve Osmanlı cemiyet hayatında, özellikle tekkelerde, tarikat ayinlerinde, esnaf toplantılarında (ahi teşkilatı) ve yemek dualarında sıkça kullanılmıştır.Günümüzdeki Yeri: Günümüzde en yaygın örneklerini Alevi-Bektaşi cem ibadetlerinde (cemselâm, lokma duaları vb.) ve bazı büyük camilerde (özellikle Cuma namazı öncesi müezzinler tarafından okunan dualarda) görmek mümkündür.Detaylı metin yapıları ve ritüeller hakkında bilgi almak için TDV İslâm Ansiklopedisi kaynağını inceleyebilirsiniz. Gülbank duası, tek bir kalıplaşmış metinden ibaret değildir; okunduğu yere, amaca ve geleneğe (Alevi-Bektaşi, Mevlevi, Yeniçeri/Mehter, Cami müezzinliği) göre farklı sözleri ve çeşitleri bulunur. Gülbankların ortak özelliği, genellikle ritmik, kafiyeli (secili) bir dille yazılması ve katılımcıların aralarda yüksek sesle "Allah Allah" demesidir. [1, 2, 3, 4] Kullanım alanlarına göre en bilinen gülbank sözleri ve örnekleri şunlardır: ## 1. Alevi-Bektaşi Geleneğinden Genel Gülbank Örneği En yaygın olarak cem ibadetlerinin başında, sonunda veya yemeklerden (lokmalardan) sonra okunan standart bir gülbank şu şekildedir: "Bismişah, Allah Allah! Akşamlar hayrola, hayırlar fethola, şerler defola. Müminler ber-murat ola, münkirler matola, münafıklar berbat
1000Kitap
Sofraların baş tacı İlahiyat fakültesi emekli öğretmen Mahmut dörtbudak urfalı için mağara felsefi okulun talimgahı haline gelmiş ve dini hüviyet kazanmış bir çok hiristiyan azizin yetiştirilmesinde mekân olmuştur Atlas sayı 160 temmuz 2006 Mahmut Dörtbudak emekli öğretmendi Küçük mağarasında ilim yolunu öğretirdi İki kızı vardı esma ile elif hoşgeldiniz dedi Ve talebelere en güzel yeri gösterdi Pek çok ilim adamı yetişti bu mağaralarda Her heceye Rahman ve rahim diyip başla Selçuklu devrinde ilim merkeziydi urfa Sıra gecesi düzenlenirdi mağara başında Mahmut hoca kuraan alfabesini öğretir Hanımı ikram teyze en güzel aşı pişirir İşte urfanın insanı böyle misafirperverdir Onun için urfa şanlı zengin ve bereketlidir Nefsani gardaş urfa sofrası et ağırlıklıdır Allah diyip sofraya otur o rahmet yağdırır Acı ve isot sofralarımızın hep baş tacıdır Hanım eli değerse o sofra lezzet kazanır Çocuklarımız yer lahmacunu ve kebabını Okuyalım çocuklar Kuraanı azimüşşanı Cenabı Hak bereketlendirir sofrayı Şanlıurfa kebabı o dur sultanların baş tacı
Şiir