Sesimi bulup sofradan getirdi. Ilık bir yaz akşamıydı. Kimseler bilmez üşüdüğümü zannedip üstüme aldığı şal, eskimiş bir battaniyeye uzanan gövdesiydi. Fakat ayrı dünyalardaydık ben şairdim o şiirdi. Ben hiç gitmedim, o da pek gelmedi. Sevdik ama sevmedik. Gülce alımlı bir kadın. Şimdi banmakta bir lal. Sonra gülüşünü bir sofraya bıraktım o sofrada bir daha kimse beklemedi. Nihat ilhan
Alıntı
Dedemin Evi...
Sabah güneşinin yeni yeni günün kapısını zorladığı sıralarda, döküm sobanın çıtırtısıyla uyanıp yün yorganın altında bir kedi gibi gerinip, döküm kuzinenin üstündeki bakır güğümün ıslığıyla içinizde sebepsiz bir sevinç kıpırtısı oluşturan, serin ama soğuk olmayan odanın o huzur ve dinginlik veren ahşap tavanından gözlerinizi yavaşça sobadan yayılan kızarmış ekmek kokusuna doğru çevirdiğinizde çocukluğunuzla yüz yüze gelirdiniz. Ya yaz tatilidir yada sömestre. Hemencecik gözünüzün önüne gelen dedenizin evinde. Çift kanatlı cümle kapısında hani kapıyı çalmaya yarayan tunçtan dökülmüş kibar bir kadın eli şeklinde kapı tokmaklarından olan, çürümüş portakallarda oluşan küf rengi yeşil olur ya o tokmaklar, genellikle, eğer o evin geleni gideni çok olmuyorsa eğer . Oysa misafiri çok olan evlerin kapı tokmakları okullardaki Atatürk büstünün çocukların teneffüslerde devamlı elleriyle dokunmasından kayganlaşıp mat bir sarıya dönüşen Atatürk ün burnu gibi olur, güneş vurduğunda yaldız sız ama samimi bir pırıltıyla parlarlardı. ( o zamanlar Atatürk ün büstleri bizim ulaşıp dokunabileceğimiz yükseklikte olurdu ve biz büyüdükçe daha yükseğe daha da yükseğe en sonunda ulaşamıyacağımız yüksekliklere koyulmaya başlandı her nedense) gelen misafirin elinde zarif bir hanımın tokalaşması gibi avucunun içinde çalardı ahşap kapıyı bu kapı tokmakları. hatırlamadınız mı? Hatta genelde sağ el ve yüzük parmağında bir alyans olurdu. Genelde büyük masif taş bir basamakla geçilirdi bu kapılardan hatta bazılarında, kapının dışına yine çocukların eremeyeceği bir yükseklikte kapıda açılan bir deliğe, bir ucu ahşap bir makaraya bağlanmış ve bahçeyi boydan boya geçen bir galvaniz telle iç kapının yakınındaki bir ağaca gerilip ucuna ya tunçtan bir deve çanı yada demir den yapılmış sığır
Hikaye-Öykü
Reklam
Mardin Olan Kızıltepe
Mardin Olan Kızıltepe Merhaba ya Kızıltepe dergahı Dünden öte bugün dahaca nasılsınız Sizinle paylaşmak istediğim bir anım vardı : Babam Şeyh Selahattin bir gün sabah uyandı Abdest almadan üç kere elini ve üç kere yüzünü yıkadı Kahvaltı sofrasına oturdu, abdestsiz şekilde Sofradan bir parça odun ateşinde pişmiş ekmek yedi Ve sofradan kalktı, abbdestini aldı ve sofraya geldi Sabah kahvaltısını bu şekilde yapmıştı o gün. Ha onlar Sünneti Seniyyeden gram şaşmazlar Sünnettir elbet anlatılan menkıbe Yüz şehit sevabı vardır diyorlar elbette Unutulmaya yüz tutmuş sünnetleri yaşatmaya çalışana. Tarikat hazinesi isterim arz ediver derdimi Balondur söner gider fazla masraflı olmasa gerek Kapadokya balon gezisi misali, yolda ne topladık kâr Söner gider bu hazine ama ne yapacağımı demedim Hemen diyeyim, unutulmaya yüz tutmuş sünnetler Dükkanı açmayı düşünüyordum, zahiren batînen Siz Seyyid Mehdi Haleli Seyda’ya deyiverin. Bu şiirde ekleyiverin gari Beni anlayanlar var dedin, başkalarına dedin Aylar oldu, kadrini bilmeze yüzünü gösterdin Bu derdimi sen bildin, bana teslim ol güven dedin Behc ettin beni beni kaçıyorsun, aklımı aldın gittin
Edebiyat
Bu kısa hikaye sizi üze bilir!
Ben on iki yaşımdayken Annem öldü. Ve o, günden bu yana hiç tadını beğendiğim güzel bir yemek yemedim, çünkü sevdiğim en güzel yemek patates kızartmasıydı ve bu yemeği en güzel Annem yapardı bende tabağımdakı yemeyi çabucak bitirib, bir tabak daha yemek isterdim, ve Annemde bunu bildiği için bana ek, yemek verirdi. Ama artık o günler geçmişde kaldı çünkü Annem öldükden sonra babam başka bir kadınla evlendi ve bakması için, beni halama verdiler. Tabi ki, halamında iki çocuğu vardı ve onlarla iyi geçiniyordum, bir yerde oynuyorduk, bir yerde eğleniyorduk ve böylece Annemin öldüğünü unutuyordum. Kısa bir süre için olsa bile sanki Annemin var olmadığını düşünüyordum, ama bu çok uzun sürmezdi ve mutlaka bir şekilde Annemi hatırlardım. Hattda bir gün halam bizi, yani kendi iki çocuğu ve beni sofraya çağırdı, yemek yeme vakti gelmişdi ve yemekde patates kızartması vardı. Tabi ki ben bir alışkanlık olarak bana sunulan tabakdaki yemeğin hepsini çabucak bitirdim ve ikinci bir tabak yemek istemeye karar vermişdim ki, bu kararımdan çabuk vaz geçdim. Çünkü karşımda oturan kadın ne kadar halamda olsa, bana ne kadar iyide baksa Annem deyildi, bu yüzden ikinci bir tabak yemek istemeye korkdum ve yalandan doydum diyib sofradan uzaklaşdım sonra ise, dışarı çıkdım ve ağladım. Ben Annem öldüğünden o güne kadar ilk kez o gün Annemin öldüğünü ve bir daha geri gelmeyeceğini, ve bana kendi elleriyle patates kızartması yapmayacağını anladım ve bunu unutmamayı kendime söz verdim. Bu gün artık otuz sekkiz yaşındayım ve o günü hala unutmadım. Ve size on iki yaşlı kız olarak söylüyorum, eğer bunu okuyan bir çocuksan Annene, Babana iyi davran onlara sarıl, sevdiğini söyle çünkü bu şansı bir daha yakalamaya bilirsin. Yok eğer, bir Anne ve ya, bir Babaysan ki, fark etmez, çocuklarınıza iyi davranın
İnsan ve Hayat
•Hani kulaklığını takarsın ama bir kaç şarkı ardından çıkartırsın. Ya da sıkılırsın ve film açarsın. Film çok güzeldir ama 10. dakikada kapatırsın. Tüm yemekleri yemek için sofraya oturursun ama iki lokmada sofradan kalkarsın. Dışarı çıkarsın ama bir kaç sokak sonra eve dönersin. Bilgisayar da zaman geçirmek istersin ama site adı yazamayacak kadar bunalmışsındır. Bir şeyler yazmak istersin ama elin bile kalem tutamaz olmuştur. Arkadaşlarınla konuşmak için sosyal ağa girersin ama “merhaba”diyecek halin kalmamıştır. Ağlamak istersin ama göz yaşların içine akmaya başlamıştır. Uyumak için yatağa yatarsın ama göz kapakların ihanet etmiştir sana. Öyle bir boşluktayım işte. Hiç bir şey yapmak istemiyorum. Hissizleştim,dayanamıyorum...
MEVLÜD BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM Zatına layık şekilde, hamdu sena Allah’a Sınırsız selat ve selam, yüce Resulullah'a Nurlandırıp güçlendirdi, bu biçare ümmeti Verdi rahmetinden bize, habibi Muhammedi Cümle kainat ve varlık, şereflendi rahmetle Karanlıktı bütün alem, aydınlandı Ahmet’le Kendi nurundan yarattı, rabbimiz ol mahmudu Şeref verdi kainata, her canlının umudu Her peygamber müjdeledi, ol habib Mustafa’yı İnsu cinne geldi resul, verdi ona dünyayı İlk peygamber o seçildi, adem dahi olmadan Son resul olarak geldi, dinler kalktı ortadan Her peygamber bir millete, o ise tüm aleme Gönderildi tek Muhammed, nur olmuştur Adem'e Tevhid dinini ikmale, gönderildi ol habib Oldu mutluluk devası, müjdelerle ol tabib Her nebinin bir künyesi, onunki Habibullah Mutlu olması içindi, kabe oldu Beytullah
Reklam
Reklam