Mehmet Salih Omurtak
"Tam bu dönemde Sofya'dan gelen istihbaratlar Rodna Zastita adlı ırkçı örgütün Türk köylerine yönelik geniş çapta tedhiş eylemleri yapacağını bildirmektedir."
Sayfa 87 - Kronik
Olmadığım onca yer. Napoli'de yokum, Tanca'da, Coimbra'da, Lizbon'da, New York'ta, Yambol'da ve İstanbul'da. Sadece yok değilim, acı verecek derecede yokum. Yağmurlu bir öğle sonrasında Londra'da yokum, Madrid'in akşam hengâmesinde yokum, sonbaharda Brooklyn'de yokum, Sofya ve Toronto'nun pazar günlerindeki ıssız sokaklarında yokum, 1978'de bir Bulgar kasabasının sessizliğinde... O kadar çok yokum ki... Dünya yokluğumla dolup taşıyor. Ben nerede yoksam, hayat orada. Nerede olursam olayım... Sadece coğrafi anlamda yok değilim, mevcut olmayışım mekâna özgü değil. Coğrafya ve mekânın asla sadece coğrafya ve mekân olmamasına rağmen.
Sayfa 224 - Gaustin·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Osmanlılar, vakıfları sıkı devlet kontrolü altına almıştı. Eskiden olduğu gibi, kişiler şimdi sadece kadı'nın tanzim ettiği vakfiye ile vakıf tesis edemezlerdi. Bunların mutlaka merkezî hükümete tescil ve tasdik ettirilmesi lâzımdı. Her pâdişah culûsunda bu vakıf belgelerini kontrol ettirir, kendi adına berat verir veya nesh ederdi. Hıristiyan vakıfları da aynı kontrole tâbi idi. Fâtih, Trabzon'da manastırlara ait vakıfları kaldırmış, fakat Athos (Aynaroz) dağındakileri tasdik etmişti. İstanbul'un imarından önce Bursa, İznik, Gelibolu, Edirne, Filibe, Sofya, Serez, Ferye, Üsküp, Yenişehir, Manastır, Silistre gibi şehirlerin Osmanlı idaresinde birer Türk Müslüman şehri olarak süratle gelişmesi ve imarı nasıl vakıf sayesinde olmuşsa, İstanbul da aynı yolla bir Türk şehri olarak yeniden imar edilmiştir. İstanbul imarı hakkında Türk şehir yapıcılığının bir örneği olarak biraz ayrıntı vereceğiz. Fâtih, 1459 yılında bütün büyük ricali toplayarak şehrin değişik yerlerinde vakıflarla imâretler, imar merkezleri vücuda getirmelerini istedi. Kritovoulos'a göre Fâtih, kendisi Yeni Saray'la büyük camiinin inşasını bu tarihte emretti. Veziriâzam Mahmud Paşa, sultanı izleyerek İstanbul'un en gözde alışveriş merkezi olarak bugüne kadar devam eden Mahmud Paşa sitesini vücuda getirdi. Burada cami, medrese, imâret yaptırdı ve bu hayır tesislerine gelir temin etmek üzere hamam, çarşı ve han gibi ticarî tesisler yaparak vakfetti. Aynı şekilde, zamanla diğer vezirler de bugün İstanbul'un belli başlı mahallelerini teşkil eden siteler kurdular. Bunların en mühimleri Hoca Paşa, Gedik Ahmed Paşa, Murad Paşa, Davut Paşa mahalleleridir. Fâtih kendisi, yaptırdığı camiin etrafında meşhur sekiz (Semâniye) medresesini, çocuklar için bir mektep, Dara't-tâlim, bir hastane (Dâru'ş-şifa), fakirler ve
Sayfa 126 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Esasen, I. Murad devrinde üç doğrultuda Balkanlar'ın başlıca yolları ve merkezleri Osmanlılar tarafından işgal edilmiş bulunuyordu: Orta kolda Meriç vadisi, sağ kolda Tunca vadisini izleyerek Balkan dağları eteklerine daha 1366 yıllarında varılmıştı. Oradan Sofya ve Niş 1385'te zaptolundu. Güneyde Evrenuz idaresindeki ucda 1383'te Serez düştü ve Selânik kuşatması başladı. Selânik, 1387 Eylül'ünde ahdnâme güvenceleriyle teslim oldu. Balkan devletlerinin parçalanmış ve birbirine rakip olmaları, Osmanlıları müttefik veya hâmi olarak bulmaları, ilerlemeleri kolaylaştırıyordu. Meselâ, 1365-66'da Bulgaristan'ın Macaristan ve Eflak tarafından istilâya uğraması, Karadeniz kıyılarında Savoie Dükü V. Amadeo'nun haçlı donanması tarafından saldırıya uğraması, Bulgar kralını Osmanlıların bir müttefiki haline getirdi. Kral Şişman, vaktiyle Kantakuzinos'un yaptığı gibi, Türk yardımını kabul etmiştir. 1366 yılında Bulgar-Türk işbirliğine ve Tuna üzerinde Türk askerlerinin Bulgarlarla birlikte harekâtına ait tarihi kayıtlar vardır. Eflak beyi Vladislav da 1373'te Türk ittifakını aramış ve Macarlara sırt çevirmiştir. Gazâ bir hareket prensibi olmakla beraber, Osmanlılar egemenliklerini yaymak için fırsatları kaçırmıyor ve bazen uzlaşıcı bir siyaset gütmekte tereddüt etmiyorlardı.
Sayfa 64 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Son
Bursa'daki ayrılığımızdan sonra amcamı bir daha göremedim,çünkü 1891'in başında Sofya'ya geldiğimde, o artık vefat etmişti. Toprağı bol olsun! İnanıyorum ki, karı koca arasındaki eski kavgaları unutarak amcam çileli hayatının son demlerini daha huzurlu geçirmiştir. Daha sonra yengem ve kuzenim Nikola da vefat ettiler.
Sayfa 149 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okudu
Hayalin Cihana Değer
Madem "Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer." demişler, ben belki de hayali cihana değecek aşkı tatmak için sürülmüştüm Sofya'ya!
Sayfa 54 - EVREREST·Kitabı okudu
Alıntı