Tarık Tufan lise dönemlerimden beri okumak, kalemiyle tanışmak istediğim bir yazardı. Hep erteledim. Bugün, şu dakika neden diye kendime sorup duruyorum. Neden erteledim? Bir kitabını okudum sonra bir kitabını daha, iki üç derken sanırım beşinci kitabını da okumuş bitirmiş bulunuyorum. Kalemiyle tanışma şansı buldum belki bir gün kendisiyle tanışma şansım da olur, kim bilir..
İnceleme yazmak için acele etmedim. Çünkü; nasıl ki birisinin sadece adını bilmek o insanı tanımlayabilmek için yeterli değil aynen öyle de bir kitabı okumak, kapsamlı bir şekilde aktarabilmek için yeterli değil (bana göre).
Bir kitabı inceleyebilmek için öncelikle yazarı az da olsa tanımanın, tarzına hakim olmanın, kurguyu nasıl işlediğini görebilmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu kitaptan sonra tamamiyle olmasa da az çok hakim olduğumu düşünüyorum. Tarık Tufan'ın kitaplarına başlar başlamaz bir samimiyet duygusu size kucak açıyor. Hoşgeldin sana arkadaşlık etmeye hazırım diyor sanki...
Biz de 3-4 gündür arkadaşlık ettiğimiz kitabın karakterleriyle bu akşam vedalaştık. Baş kahramanımız isimsiz beyefendi, Baki Semih, Eda, Halil Coşkun, Rüstem, Gelinlikli kız Nurhan. Hepinizle tanıştığıma memnun oldum.
Görünürde isimsiz beyefendinin Eda'ya olan aşkını işliyor kitap ama bence çok daha fazlasıydı. Psikolojik etkileri olan bir kitaptı. Annesiz büyüyen bir çocuğun nasıl savrulduğunu, sadece doğurmanın annelik olmadığını, çaresizliğin insana neler yaptırabileceğini, aşkın insanın gözünü nasıl kör ettiğini, arkadaşlığı, dostluğu, hatta kulluğu okudum ben bu satırlarda. Yalnız içime sinmeyen tek şey Halil Coşkun mevzusuydu. O adam öyle bir son haketti mi Allah aşkına? Neden yaralarına merhem olmadık. Neden elinden tutmadık. Neden kazanmadık o insanı dedim kitap bitince. Bu soruları sorduktan hemen