“Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz,” dense de yakından bakmak, ona sokulmak isteyen okur, İş Bankası Kültür Yayınları tarafından 2005’te basılmış Tarihçilerin Kutbu başlıklı nehir söyleşiyle yola koyulabilir kolaylıkla. Söyleşinin bir yerinde “aşk hakkında ne düşünüyorsunuz,” diye sorulduğunda cevabı:
“En yükseği insanda olmak üzere, bence bütün canlılarda tanrısal bir enerji, içten bir atılma, aşk vardır. İnanıyorum, aşk, ruh, vücuda ve maddeye hâkimdir. İnsan, tüm canlılar gibi denge bozulunca yeni şartlara uyum sağlar. Schopenhauer, bütün kâinat canlıdır, der; aşk kâinatı yürüten, canlandıran güçtür. Toprağı kazıyorsunuz, orada da hayat var; yaşama hırsı, gücü, o irade bütün tabiata yayılmıştır. O hırs, aşktır. Yaşama iradesi bütün canlılara hâkim bir iradedir. Tanrı onun önlenemez itici gücü olarak aşkı vermiş… Yavrunuza, eşinize, vatanınıza. Şair diyor ki;
Aşk imiş her ne var âlemde
İlm bir kîlükal imiş ancak”
Öğrencilerinin, dostlarının anlatmaya doyamadığı uçsuz bucaksız enerjisini, azmini, hevesini, sabrını izah edebilmemiz için bir ipucu veriyor sanırım dilinden dökülen bu sözcükler. Yalnızca aşka değil, aynı zamanda hayatın bütününe dair bir yaklaşımı var hocanın. 100 yıllık ömründe ortaya koyduğu yapıt, boyutu ve niteliğiyle herkesi etkiliyor. “Bizim aramızda hocanın lakabı; şeyh-ül müverrihin,” diyor İlber Ortaylı onun için. Kendi güzergâhında zirveye tırmanmış biri Halil İnalcık. Osmanlı tarihi konusunda ismini dünya çapında en ön sıralara yazdırmış bir bilim insanı.
Haldun Taner’in “istediği işi yapmak mutluluğu” başlıklı denemesinde Arif Müfid Mansel’i tasvirini anımsıyorum:
“Kendini çok sevdiği arkeolojiye adamıştı. Bu alan onun aşkını, ihtirasını, tek mutluluğunu teşkil ediyordu. Olumlu yapıtların sahibi olmanın, tarihi eserler çıkarıp