Feridun Andaç’ın yeni kitabının alt başlığı yazınsal tanıklıklar / portreler / kimlikler. Aziz Nesin, Peride Celâl, Bilge Karasu, Melih cevdet Anday, Fazıl Hüsnü Dağlarca, İlhan Berk, Oktay Akbal, Hilmi Yavuz, Doğan Hızlan, Füsun Akatlı’nın da aralarında bulunduğu 40 isim. Vüs’at O. Bener, Leylâ Erbil, Attilâ İlhan gibi haklarında ne yazılsa kayıtsız kalamayacağım isimlerden başladım okumaya. Sonra diğerlerini de uzun yıllardır yazar ve yayıncı olarak edebiyat dünyasının içinde olan Andaç’ın dilinden telaşa kapılmadan dinlemeye çalıştım.
Bir kitap yapma kaygısı gözetmeden çeşitli zamanlarda farklı niyetlerle kaleme alınmış yazıların birikimiyle oluşmuş Bir Güz Güneşi Gibi. Dolayısıyla yazıların da biçim, içerik, hatta üslup olarak farklı olduğu görülüyor. Örneğin Attilâ İlhan’a ölümünden belli bir süre sonra bir mektupla seslenilmiş. Andaç önce İlhan’ın salt kitaplarıyla başlayan, yıllar sonra karşılaştıktan sonra yüz yüze devam eden tanışıklıklarını hikaye etmiş mektubunda. Fazıl Hüsnü Dağlarca’yla ilgili metin kendisiyle yaptığı bir röportaj ve bu röportaja yazılmış sunuştan oluşuyor. Leylâ Erbil’le tanışmaya giderken düşündükleri ve tanışma sırasındaki izlenimleri. Vüs’at Bener’le ölçülü dostluklarından bahsederken araya görüşmelerinde tuttuğu notlarından röportaj kıvamında soru cevaplar iliştiriyor. Vüs’at Bey’den yazıda acının nasıl sağalabileceğini öğrendiğini söylüyor örneğin. Kişisel izlenimler, anımsamalar, odaklanılan isimlerle ilişkilerin yazardaki tortusu ağırlıklı yer kaplıyor yazılarda. İrdelemeden, hele eleştiriden özellikle kaçınılmış gibi. Bu haliyle söz konusu kişiler kadar Feridun Andaç’la da ilgili ipuçları veren bir kitap ortaya çıkmış.
Portre kitaplarına uzak dururdum eskiden. Durulması gerektiğini de düşünürdüm. Yaptığı işten, ortaya koyduğu