Ölüm, gerçekliğin sona ermesi. Doğal bir süreç. İnsanları birbirine eşitleyen bir denklem. Üstelik yasını tutunca biten bir acı üzerinden yürüyor. Toprağa düşüyor, ona karışıyorsun. Gerçekliğin üstü örtülmüyor ama. Gerçekten yaşamışsın. Gülmüş, eğlenmiş, acı çekmiş, başarısız olmuş, terfi almış, sevişmiş, terk edilmiş, aldatmış, güzel yemekler yemiş, içmiş, ağlamış, havalara uçmuş… Evlenmiş, boşanmış, kitaplar yazmış, kaybetmiş, kazanmış, süslenmiş, kirlenmiş, kırılmış, affetmiş, uykusuz kalmış, sarhoş olmuş… Hepsi gerçek hepsi yaşanmış. Gücümüzü tam da bu ‘gerçek’ten alıyoruz. Hiçbir kuvvet bunu değiştirmiyor. Ölüm bile. Anılara hükmü geçmiyor ölümün o yüzden.
…
Sonuç olarak, mesele ne kadar ‘çok’ yaşadığında. Yoğunluk anlamında.