“Ben sanatçıyım. Ömrümü sanata verdim. Elimdeki tek şey bu. Hayatımdaki insanlar geldi gitti, geldi gitti. Çoğunlukla da gittiler. Ömrümü sanata verdim, çünkü sanat baki. Benim olduğum kişi bu. Ben bir sanatçıyım. Ben sanat üretirim.” Bir anlığına duraksadı. “Zaman bir tek sanatı mahvetmiyor.”
“Anlıyorum. Belki de küçük ve önemsiz hayatım dişe dokunur bir şeye yarasın istiyorum sadece. Yaptıklarımın bir anlamı olsun.” Duraksadı, sonra da ekledi: “Yaşadığımın bir anlamı olsun.”
Sırf bir nesneden yapılmıyor diye, sırf elle tutulmuyorlar ve kategorize edilemiyorlar ve bir kasaya koyulmuyorlar diye rüyaları görmezden gelmek çok Amerikalı bir davranış gibi hissettiriyor. Rüyalar bir ses veriyor bize, bir vizyon, fikirler, fani korkular ve ölmüş sevgililer bahşediyor. Bir insana bundan daha çok şey ifade edebilecek hiçbir şey yoktur, ya da bir imparatorluğa bundan daha az şey ifade edecek bir şey.
Neyden şikayet edeceğim ki? Öldürülen karımdan mı? Tutulmuş belimden mi? Düşük kalite bakırdan mı? Ölene kadar yaşıyoruz işte. Seçim şansımız yok. Yeni bir güne hayır demek akla hayale sığmayacak şey; bu yüzden de her sabah uyanıp evet diyoruz, sonra da sonuçlarıyla yüzleşiyoruz.