(A)NORMAL AKTİVİTE
Çalıştığı firmanın bekleme salonunda sıradan birgün geçiriyordu. Bilindik işler peşinde, bedenen yeri yurdu belli ama ruhen kaybolmuş bir hayatın kendine göre baş aktörüydü. Sağ dirseğini önündeki masaya yaslamış, sol elinin işaret parmağı ile masanın üzerinde hemen önünde duran telefonunda ekran kaydırıyordu. Sosyal medyanın derin ama bir o kadar da sığ dehlizlerinde kimi umut, kimi eğlence, kimi ise olmayanı satıyordu. Sabah saatlerinin iç titreten soğuğuna inat, öğlen yaklaştıkça hararet basıyordu. Masanın üzerinde telefonun hemen yanında duran yarım bardak çaya baktı. Bir anda oturduğu yerden ayağa kalkıp sırtındaki firmanın logosu olan poları çıkarttı ve başka bir sandalyenin üzerine fırlattı. Tekrar yerine oturmaya niyetlenirken eliyle üstünü yokladı istemsizce, sigarası ve çakmağı poların cebinde kalmıştı. Poları fırlattığı sandalyenin başına döndü, cebinden sigarasını çakmağını çıkarttı. Henüz oturacağı yere dönmeden sigaranın ucunu çoktan ateşlemişti bile. Aslında sigara yakmak aklında yokken neden yakmıştı bunu anlamamıştı. Masaya geri oturduğunda, etrafa göz gezdirdi. Masanın karşı ucunda kendisinden birkaç yaş büyük adama baktı. O adam da masanın üzerine gövdesini yarısına kadar yatırmış bir elini başına dayamış, bir sandalyede yan oturarak telefonu ile uğraşıyordu. Birden aklına lisede staj için gittiği kamu kurumundaki atölye memurları geldi. O adamlarda, ellerinin boşluğunda atölyede iki buçuk litrelik pet şişelere zeytin kurarak vakit geçiriyorlardı. O yaşta çok kızmıştı adamlara belki ama yaptıklarının doğru ya da yanlış olması artık onu ilgilendirmiyordu. Yarım bardak çayını avuçlarının arasına aldı, bir yudum çekti. Çektiği gibi yüzü buruştu ve boğazından zorla geçirdi yudumunu. Çay buz gibi olmuştu. Masanın karşısındaki adama baktı. “Şu sıcakta
Hayata Dair
Anlayışın bir sınırı vardı; bir ölçüsü, bir çizgisi. O çizgi geçildiğinde, anlayış gösterenler eninde sonunda karşısındakinin bencilliğini yüzüne vururdu:”Böyle şeyler bir-iki kere olur, her seferinde gidersen BİZ NE OLACAĞIZ?”:)
Alıntı
Reklam
günlüğümden bir gün
sevgili günlük beni en sevdiklerim anlamıyacaksa kimler anlayacak fazlası zarardır deyip bir avuç insanı hayatımda tutan ben değil miyim? Arkadaş sermayesi,yaren sermayesi, düşman sermayesi mi yapmalıyım? Çılgın kalabalıktan bu kadar uzak olup nasıl aynı zamanda yakın olabilirim? Masallardaki o bize öğüt veren ak sakallı amca nerede şimdi? Abaküs gibi sayıyorum yorgunluklarımı... bitmek bilmeyen,uzaktan, Lütüfkar,güzel görünen bir köyün yitip gitmiş virane halkları...öyleki bu yorgunluğa bağışıklık kazanamamış yerinide mesken bilmekten vazgeçememiş.Cem karacadaki çok yorgunum şarkısının nakaratlarındaki beni bekleme kaptan deyişinin esiriyim o denli yorgun ve bitik. Bu yorgunluk fiziksel bi yorgunluk değil içsel bişeyin olduğunuda zannetmiyorum.Bu yorgunluk bu dünyaya ait olmamanın verdiği bir ızdırap olabilir mi diye düşünmedende edemiyorum. İnsanın hayatının bu denli düzgün oluşu herkesin gıptayla baktığı bu kendi hayatımı ancak bu kadar değersiz kılabilirim.İnsanın anlam arayışı... Ben peki neyi arıyorum nedir beni bu hayatta yarınlar yokmuş gibi kahkaha tufanına tutturacak olan? nedir beni yaptığımdan asla ve asla pişman olmıyacağım şeyleri yaptırcak olan? nedir bana zamanı unutturan ? işte burda tıkandım günlük neler yapmadım bi bilsen oturur bi sigara yakarsınz Bir fırtınadaki poşet gibi savruldum bi o dala kondum bi bu dala... Dalla arkadaş oldum kırarlar dedi inanmadım kırıldım.uçtum özgürlüğe,ordan oraya savrulup nere gittiğimi bilmeyerek her durakta acıklı bi bakış attım halimi anlarlar dedim anlamadılar kırıldım.Uçsuz bucaksız yerlerde buldum kendim 5 sene bilemedin 7 sene mesken edindim gurbeti mesken ettim içimde yaşanmamış hatıralar kaldı kırıldım Uçtum sıla-i rahime orayı farklı buldum hiç bıraktığım gibi değildi büyüdüğüm arkadaşlarıma ayak uyduramadım
Hırs, insanın ruhunda tutuşturulan ve söndürülmesi imkansız olan bir ateştir. Başlangıçta bir güç kaynağı gibi görünür; daha fazlasını istemek, daha yukarıya ulaşmak, dünyayı avucunun içine almak... Ancak bu ateş, sadece dışarıyı değil, insanın kendi benliğini de yavaş yavaş kül eder.
Acı
Kıyısında aklımın hırçın bir dalga kabarır, İçimdeki Umut , gecelere sessizce akar, Acı, her nefeste ince bir sızı gibi yaşar, Yanar ruhum; ne söner, ne de sabaha varır.
‘’Sonra aramıza şehirler girecek, hiç karşılaşmayacağız. Tesadüfler bile bir araya getirmeyecek. Sonra belki birimiz öleceğiz, diğerimiz hiç bilmeyecek.’’
Edebiyat
Reklam
Reklam