Kitaplar ve Sigaralar George Orwell'in farklı konularda yazdığı 7 denemesinden oluşuyor.
Bu denemelerin içinde kitap okumanın lüks bir alışkanlık olduğunu düşünenler için kitaba mı yoksa sigaraya mı daha fazla para harcandığına dair hesaplamalarını, Orwell'in sahafta çalıştığı dönemdeki anılarını, eleştirmenliğe ve basın özgürlüğüne dair fikirlerini okuyoruz. Son denemelerinde de ağırlıklı olarak çocukluk dönemindeki anılarına, okulda yaşadığı zorluk ve zorbalıklara tanık oluyoruz.
"Hayatımda hükmeden toplumsal normlara göre işe yaramazın tekiydim ve bunun değişme ihtimali de yoktu." (s. 106)
Her ne kadar sonraları dramatik olsa da genel olarak ironik bir dille yazıldığı için okuması keyifli ve çok akıcı bir kitaptı. Keyifli okumalar.
Rus edebiyatının babalarından hatta Dostoyevski tarafından “hepimiz gogol’ün palto’sundan çıktık” dediği yazarımızın sıkıcı romanı, beğenmedim. Alışılmışın aksine, çiçikov karakteri üzerinden dönemin rus insanına yapılan ağır eleştiriyi okuyoruz. Fakat kitapta heyecan yok, tansiyon hiç artmıyor, çok renksiz ve zevksiz bir çizgide başlıyor, devam ediyor ve bitiyor. Gogol’ün manik depresif hastası olduğu notu var kitapta. Bu son kitabının ikinci yarısını maalesef hastalığının nüksettiği bir depresyon anında yakıyor… yanan nüshalar, zaman içinde yayınevleri tarafından toplanıp derleniyor ve ölü canlar tamamlanıyor. Edebi olarak tabi ki kuvvetli ancak içerik olarak beni içine almadı, tavsiye edemiyorum.
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma
Freida McFadden yazarın Hizmetçi serisinin son kitabını bitirdim Arkadaşlar, bugün masamızda gerilimin dozu yüksek, sayfaları çevirirken parmaklarınızın uyuşacağı bir kitap var: Hizmetçinin Düğünü. Hani polisiye kitaplarda o karanlık, 'Burada bir şeyler dönecek ama ne?' dedirten tekinsiz atmosferleri vardır ya; işte Millie’nin düğün hazırlıkları tam da böyle. Dışarıdan bakınca mükemmel, beyaz bir sayfa gibi görünen bir düğün ama perde arkasında kimsenin tahmin edemeyeceği kadar karmaşık ve karanlık bir oyun var. Her sayfada 'Tamam, katili veya planlayanı buldum' diyorsunuz, yazar bir hamle yapıyor ve bütün taşlar yerinden oynuyor.
Açıkçası bu seri tam bir 'suçlu zevk' (guilty pleasure) kategorisinde! McFadden, edebiyat şaheseri yazmıyor belki ama gerilim türünde tempo nasıl korunur, merak duygusu nasıl diri tutulur, bunu çok iyi biliyor. Evet, bazı yerlerde 'Bu kadar da tesadüf olur mu?' dedirtiyor ama o kadar hızlı akıyor ki sorgulama fırsatınız bile kalmıyor. Eğer serinin önceki kitaplarını sevdiyseniz, düğün günündeki o kaosu ve Millie’nin yine o bildiğimiz zeki ama bir o kadar da tehlikeli hamlelerini görmek sizi fazlasıyla tatmin edecek. Çerezlik değil, bildiğin ana öğün niyetine bir gerilim olmuş; vaktiniz olursa tek oturuşta bitirin
Kerem kaş'ın okuduğum ilk kitabı ama muhtemelen son olmayacak. Polisiye macera severler için çok güzel bir eser. Genel olarak beğendim. Sonu sürprizlerle dolu
MONTE CRISTO KONTU I & II
ALEXANDRE DUMAS
1532 SAYFA
Her felaketin iki ilacı vardır : Zaman ve sessizlik.
Denizci Edmond Dantès, bir iftira sonucu tutuklanıp İf Şatosu'ndaki zindana atıldığında özgürlüğüyle beraber, çok sevdiği nişanlısı Mercedes'i ve babasını da kaybeder. Yıllar süren bu esaret sürecinde tek dostu ve dayanağı, kendi gibi bir mahkum olan rahip Faria'dır.
Acı tecrübelerle geçen yıllar sonunda kaçmayı başarır bu korkunç zindandan. Rahip Faria'nın öğretileri sonrası artık çok bilgili, güçlü ve zengin bir adamdır. Aklında ise tek bir şey vardır. Hayatını, aşkını, özgürlüğünü ve babası ile geçireceği yılları elinden alanlardan intikam almak.
Pek çoğunuzun okuduğunu düşündüğüm harika bir klasik Monte Cristo Kontu. Lise yıllarında özet halinde okuduğum bu eseri, tam metin olarak yıllar önce okumuştum. Sonrasında sevgili Sevilay ile yeniden okuduk ve iyi ki de okuduk. Teşekkür ediyorum canım eşlik ettiğin ve kitap üzerine yaptığımız güzel sohbetler için Masum bir denizci olarak tutsak edilen Dantès'in gizemli bir Kont olarak geri dönüşü, bir intikam meleği edası ile Paris sosyetesinde fırtınalar estirişi, içindeki intikam ateşiyle düşmanları yanı sıra masum hayatları nasıl değiştirdiği, hayallerini, gençliğini kaybeden Edmond ve Edmond'un küllerinden doğan Monte Cristo Kontu; kesinlikle okunmaya değer. Sadece bir intikam hikayesi değil elbet okuduklarımız. İçinde aşk, nefret, kıskançlık, vefa borcu, merhamet, umut, adalet gibi pek çok duygu barındıran bir hikaye. 1844'de yazılan eser denizci Edmond'u anlatması yanında dönemin Fransa'sı ve sosyal hayatı hakkında da anektodlar içeriyor.
1802-1870 yılları arasında yaşamış olan Dumas; eserleri 100 dile çevrilmesi sebebiyle en çok okunan Fransız yazar ünvanına sahip. "Dumas'nın pek çok asistanı ve ortağı
Bence Hayvan Çiftliği küçük hacmine rağmen insanı uzun süre düşündüren kitaplardan biri.
İlk bakışta hayvanların devrimi gibi görünse de aslında şu soruyu soruyor:
"İyi niyetle başlayan bir hareket neden zamanla baskıcı bir düzene dönüşebilir?"
Kitap boyunca beni en çok etkileyen şey, değişimin bir anda olmaması. Napoleon bir gecede diktatör olmuyor. Kurallar bir gecede değişmiyor. Her şey yavaş yavaş oluyor. O kadar yavaş oluyor ki hayvanlar çoğu zaman neyi kaybettiklerini fark etmiyorlar. Bu da gerçek hayattaki birçok toplumsal değişime benziyor.
Bir diğer güçlü tarafı ise şu:
Orwell sadece kötü liderleri eleştirmiyor. Aynı zamanda insanların:
sorgulamama eğilimini,
rahatına düşkünlüğünü,
güçlü olana inanma isteğini,
propaganda karşısındaki savunmasızlığını da gösteriyor.
Bu yüzden kitap sadece "Napoleon kötüydü" diye okununca eksik kalıyor. Çünkü domuzların güç kazanmasına izin veren bir ortam da vardı.
Bazı kitaplarda olduğu gibi burada da etik sorular çok güçlü:
Sessiz kalmak suç ortaklığı mıdır?
İyi niyet tek başına yeterli midir?
Gücü denetleyecek mekanizmalar olmazsa en iyi fikirler bile bozulur mu?
Ve bence kitabın en hüzünlü yanı Boxer değil, aslında hafızanın kaybolması. Hayvanlar zamanla geçmişi unutuyorlar. Kuralların değiştiğini hatırlamıyorlar. Eski vaatleri hatırlamıyorlar. Böylece gerçeklik, onu anlatanların elinde şekilleniyor.
Son sahne ise müthiş bir kapanış:
Domuzlarla insanların birbirine benzemesi, Orwell'in "Sorun sadece kim yönetiyor değil; gücün kendisi kontrol edilmezse herkes birbirine dönüşebilir" demesinin bir yolu gibi.
Ben kitaba puan verecek olsam 10 üzerinden 9 derdim. Çünkü dili çok sade ama altında katman katman anlam var.