Matt Haig’in kalemiyle bir kez daha vedalaştım. Yazar, ruhun giydiği farklı bedenleri ve hayatları birer elbise gibi denemeyi yine çok seviyor. Metin, su gibi akıp giden bir nehir; ancak o nehrin asıl girdabı ve heyecanı son yüz sayfada gizli. Bu eser, sıradan bir olay örgüsünden ziyade, insanlığın o kadim ve parıltılı rüyasını -sağlıklı ve upuzun bir ömrü- mercek altına alıyor. Ve o rüyanın arkasındaki devasa gölgeyi fısıldıyor: Ölümsüzlük gibi uzun yaşamak, aslında mutlak bir yalnızlıktır. Kitapta Shakespeare’in trajik yankılarını, Montaigne’in bilgece dokunuşlarını görüyoruz. Kurgunun zayıflığına inat, satır aralarından sızan o derin felsefe ruhuma fazlasıyla sirayet etti. Gövdesi zayıf ama gölgesi derin, hayata dokunan bir eser bence. Tavsiyedir.