“… içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Hem de bir daha onarılamayacak biçimde.”
"Oğulcağızım! Yol ikidir. Biri aşağıdan yukarıya çıkmak, di- ğeri de yukarıdan aşağıya düşmektir. "Sana bu konuda bir örnek vereyim: "Kapımızda bulunanlardan birisi adaletle, hakla hareket et- mezse, yanımızda bir mevkiye sahip olabiliyor mu? Ama ada- letle, hakla hareket ederse, her gün bize biraz daha yaklaşmış olmaz mı? İnsan da böyledir. İnsan adaletle hareket ederek bü- tün ışıklara baskın olan ışıklar evrenine yaklaşmak için, yar- dımcıları olan bedensel güçlerini akıl yolunda yürütürse, bir süre sonra, o evrene ulaşma konusunda bir yol almış olur. Bu ilk yolu almış olmanın belirtisi, herhangi bir kimsenin gözün- de, aşağı evrendeki işleri eleştirecek ölçüde ışık ortaya çıkması- dır. "Bundan sonra, yolun ortasına gelmiş ya da orta yola ulaş- mış olan kimse aşağı evrene durmadan gelen ışıkları görebile- cek dereceye yükselmiş olur. "En son ve en yüksek basamağa yükselmiş olan kimse, var- lıkların gerçekliklerini görmüş, öğrenmiş, bunların gerçeklikle- rine ermiş, adalet ve hak doğrultusunda bunlar üzerinde tasar- ruf yapma hakkını kazanmış olur. Sana şunu söylerim ki: "Eğer sen, senin her sevdiğini kabul eden ve her istediğini yapan bir kadına sahip olmak istiyorsan, buna olanak yoktur. Eğer iman yoluna girmek ve güvenlik içinde bulunmak istiyor- san, bu Absal faciresinden kendini kurtar, koru... "Senin ona gereksinimin yoktur. Onunla düşüp kalkmaktan sana yarar gelmez. Sen, bu evrenin giysilerinden soyun; ben sa- na yüce evrenden bir kız alayım. O, seni sonsuz birlikteliğine ulaştırır; aynı zamanda, Allah da senden hoşnut olur..."
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hannah Arendt, onu başkalarından ayıran azize ruhuyla, "Modern insanın duygusal eğilimi gücenikliktir," yazmıştı. "Ona verilmiş her şeye, hatta bizzat kendine, insanın ve kendinin yaratıcısı olamayışına güceniklik duyar." Gücenmek. Çehrelerdeki donukluğu, sürekli hak talep etmenin küstahlığını, şeyleri biriktirme telaşını, günlerimizi belirleyen bulimik boşluğu doldurma durumundaki hali ve duyguları daha iyi açıklayabilecek bir terim yoktur. Faniliği kabul etmeye ve bizi ona bağlayan gizemli ilişki konusunda kendimizi sorgulamaya yanaşmadığımız için, son anda katıldığımız süpermarket yağmalamasında olabildiğince çok şey kapmaya, şenlik bitmeden bunları sepete atabilmeye uğraşır gibi bir halimiz var. Anlamaktan vazgeçtiğimiz, bize sunulana isyan ettiğimiz, her çehre ve kaderin arkasında gizlenen geçiciliği ve gizemi huzurla seyretmekten vazgeçtiğimiz için, kendimizi kurtarmak adına nesneleri, enerjileri, bilgileri toplamak-tan başka çaremiz kalmıyor. Bir şeyleri kaybetme korkusuyla her şeyi sımsıkı çevremizde tutuyoruz ve bu korku yüzünden aslında yitirdiğimiz şeyin hayatın ta kendisi olduğunu fark edemiyoruz. Yılların sayısını değil hayatın niteliğini, yoğunluğunu, onu her ne olursa olsun ve daima yaşamaya değer kılan nedenleri gözden kaçırıyoruz
Sayfa 181·Kitabı okuyor
…insanın başına neler geleceğini bile bile kendini feda etmesi, kadere teslim olmak gibi bir şeydi herhalde.
Sayfa 85·Kitabı okuyor
Alıntı
Bu dünyada her şey karşılıklıdır. İnsanlar Tanrı önünde eşittir ama hayattan zekâları, becerileri, azimleri ve kazanma hırslarına uygun olarak pay alırlar. Bu yüzden mutlak eşitlik yoktur.
Sayfa 66·Kitabı okuyor
Alıntı
Kişiliğinin bir noktasına sanki bir Ortaçağ şövalye zırhı geçirmişti, oradan ötesine geçmek mümkün olmuyordu…
1000Kitap