Gitmek...
Kalmak...
Bırakmak...
Vazgeçememek...
Ve yalnız kalmak...
Kitabı okurken yalnız kaldığımı hissettim. Omuzlarımı saran rüzgar beni üşüttü. Düşüncelerimle dans ettim zihnimde. Yazar bir ilişkiyi anlatabileceği en güzel, en derin biçimde ve bu kadar iyi bir edebi dilde anlatmış. Her bölümün tadı damağımda kaldı.
Çok güzel başlayan hikayeler genellikle büyük saygısızlıklarla bitiyor. Çok büyük aşklar genelde büyük nefretlerle son buluyor. Ama bırakacak gücü kendinizde bulursanız... Alıştığımız yerden, tenden ve kalpten gitmek sandığımız kadar kolay olmuyor. Kapı eşiğinde de dursak gitmemek adına evi defalarca kez kontrol ediyoruz. Terk edeceksek bile "Ya ütü fişte takılı kaldıysa?" diye düşünüyoruz. Bırakıp gitmek, temelde çok büyük bir eylem bence.
Ben derin bağlar kurma insanıyım. Belki de bu yüzdendir; bir yere alışıp, kendinden bir şeyler verip, karşıdan bir şeyler alıp anılar biriktirdikten sonra oradaki zamanının dolduğunu kabullenemiyorsunuz genelde. Gitmeye karar vermek için önce kendinize küsüyorsunuz, sonra karşınızdakine.
Halbuki size aynı gözlerle bakıyor gibi geliyor, aynı sözlerle gülüyor gibi geliyor ama değil. Kendinizi kandırıyorsunuz bir süre. "Olmaz" diyorsunuz, "başkasına bana baktığı gibi bakamaz, sevemez." Çünkü zannediyorsunuz ki o sadece sizi öyle sevebilir. Birini kendi sevme biçiminiz dışında sevmek —hele ki karşınızdaki bir narsistse— bu ona verip verebileceğiniz en büyük ödün. Çünkü her zaman size söylenen tek söz şu oluyor: "Sevmeseydin."
Ben kitabı çok sevdim, sanırım devamlı olarak altını çizdiğim cümleleri okuyacağım. Derin bağlar kurabileceğiniz kitaplara denk gelmeniz dileğiyle.