ASLINDA HAYAT DEDİĞİN
Aslında hayat bir gönlü kırmamak birader Bir samimi gülüş, fırında taze ekmek Top oynayan çocuklar Omuza koyulan bir el Alından süzülen ter demek Aslında hayat dediğin insanlıktan ibaret Kollamak kurdu kuşu böceği Umut etmek geleceği Aslında hayat helalinden yemek ekmeği Güne sahip çıkmak şükür etmek demek Gir bir gönle imar et demek Yaraları tımar et demek Acıyan yerlerini üfleyip öpmek demek Aslında hayat umudun kendisi birader Evinde sobanın tütmesi, saksıda çiçeğin bitmesi Ocakta tarhananın pişmesi demek Camların tertemiz silinmesi Emeğin bilinmesi Anne elinin öpülmesi demek Aslında hayat yaşamak demek birader Ertelememek demek Dünü ve yarını bilmek demek Bugünü ilmek ilmek örmek demek Bazen yoka var demek Bazen rıza göstermek Bazen öfke hiddet sağanak
Şiir
'İNCİ' Bana bunu yapma demiştim...
66. BÖLÜM ✨️Serkan✨️ Sert ellerimin arasında tuttuğum yüzü, dünyanın en nadide ipeğinden bile daha yumuşaktı. Teninin sıcaklığı avuçlarımdan kalbime sızarken, o yeşil gözler... Parmaklarındaki pırlanta tektaş gibi ışıldayan o yeşil derinliklerde, daha önce görmediğim bir şeffaflık vardı. Orada sadece sevgi yoktu; sarsılmaz bir sadakat ve ruhunu önüme seren bir aşk vardı. Artık her zamanki dik duruşu, güçlü görünme çabası yoktu. Geçmişin o ağır kamburu, geleceğin belirsiz korkuları ve ruhunun en ince kırılganlıklarıyla duruyordu karşımda. Gizlemeden, saklamadan en mahrem yaralarını bile iyileştirmem için tüm çıplaklığıyla önüme sermişti. İleriye götürmemi istemiyordu, ona yardım etmeliydim ve kendimi dizginlemeliydim, ona karşı duyduğum bu tutku, onu sarıp sarmalama hissi ve her bir zerresini hissetme arzusuyla yansam da İnci'yi anlayabiliyordum, zorlamadan, korkutmadan sabırla ilerlemeliydim. Ben böyle yaptıkça o zaten bir adım daha atıyordu bana, bu ilişkiyi bir adım daha öteye taşımama izin veriyordu bana... "Dışarıya bakmak ister misin?" diye fısıldadım. Sesim, içimde kükreyen arzuyla çatallanmış, nefesim kesilmişti. Beni öpmenin etkisiyle yanakları al al olmuş, göğsü hızla inip kalkmaya başlamıştı. Teklifimle birlikte, yeşil deryada bir anlık korku kıvılcımı çaktı. "Güven bana," dedim sesimi en kadife tonuna bürüyerek. "Gördüğün manzara, içindeki tüm korkuları dağıtacak." Başını hafifçe salladı, bakışlarını gözlerime mühürledi ve büyülü cümleyi kurdu: "Güveniyorum sana." Bu iki kelime, kulaklarımda "seni seviyorum" dan çok daha görkemli bir melodi gibi yankılandı. Çünkü İnci için sevmek bir ihtimal, ama güvenmek bir mucizeydi. Geçmişin gölgesinde sevmiş ama hiç güvenememişti; ne kendine ne de karşısındakine. Şimdiyse güveniyordu bana ve
1000Kitap
Reklam
Gün boyu mırıldanıp durduğum şarkısın dilimde…
“Bir kuğu zarafetiyle yüzüme bakıp, “Merhaba!” dedi. Gözlerindeki hikâyeyi okuyunca kırık bir kalbe rastladığımı anlamıştım. Hangi çığlık, hangi çaresizlik, hangi tükenmişlik gözlerden gözlere geçerek yüreğe sızabilirdi bu kadar? Gözleri hüznün son durağıydı. Kırmızı renkli, tahta bir bavulun üzerinde oturuyordu. Belli ki çok uzaklardan gelmişti. Bavul değil de sır küpüydü sanki. Kapağı açıldığında tüm yaşanmışlıkları, herkesten gizlediği acıları, uğruna savaştığı hayalleri, göklerden kabul görmeyen duaları ve en çok da dile getiremediği duyguları etrafa saçılacak gibiydi. Bir elini mantosunun cebinde tutuyordu, diğer eliyle sol gözünü kapatan, geceden daha siyah saçlarını geriye atarak, “Saatin kaç olduğunu söyler misiniz lütfen?” dedi süt beyazı dişleri soğuktan birbirine vurarak. Soylulara özgü bir tavır, ne istediğini bilen bir ifade, dudaklarının kenarında tutunmaya çalışan esrik bir gülüş, saatlerdir beklemekten sıkılmış olsa da orayı terk edip gidemeyeceğinin bilincinde olan bir duruş… Ben saatin kaç olduğuna bakınırken yerinden doğruldu ve kocaman bir ıstırabı sırılsıklam olmuş eteğinden silkelercesine, “Buralarda çay içebileceğim bir yer var mıdır?” diye sordu. Ağzından çıkan buhur, ılık ılık yüzümü okşuyordu âdeta.'' Yıldırım Kerem Çambel Pinhân-1 (Uzaklardan Gelen Kadın) Sayfa:17
Kadın Erkek İlişkileri
Ve sen ve ben, göz yaşlarının kıymetini anlamak için kaf dağının zirvesine çıkmış, hayallerimizi ufka doğru kanatlanırken izlemiştik. Hayallerin altı deniz üstü gök, konacak yer bulamadığı için gökyüzünde öksüzce kanat çırpardı. Ah Anişa! Yıkılan dünyamda kalan en aydınlık gülüş seninkiydi. Herkesin kıyameti kıymetlidir bence. Bu dünyadaki son anı ve son sözleri. Işte öylesine bir son hissiyle sarıldım. Kaybettiğimiz savaşın izlerini omzumdaki göz yaşlarında buldum. Ve sen hiçbir şey demedin. Anlatmak istediğin her şey iki damla göz yaşında hayat buldu. Onlar da uçtu rüzgârla. Kaf dağının tepesinde hayalin ve göz yaşlarım ile, imkansız olan şeyleri sonsuzluğa bırakırken böyle andım seni. Ve sen belki oradaydın belki de değildin. Ama söyleyebileceğim her şey ile bana bir ölümü bir de umudu bağışlıyordun. Söyle Anişa! Sen en çok hangisi olmayı istemiştin?
Könlün həsrət dəmləri...
Cibimdə son iki manatım qalmışdı. Dərsə gəlib heç olmasa bir saat onu görməyimin əvəzində sabah işdən piyada qayıtmalı olacaqdım. Öz-özümə pıçıldadım: “Hər şeyin bir bədəli var. Gözəl hisslər yaşamaq istəyirsənsə, o bədəli ödəməlisən.” Və tərəddüdsüz dərsə getdim. Şair demişkən, “ay üzü aydan işıqlım” məndən əvvəl gəlmişdi. Yenə gülümsəyirdi. Elə bir gülüş idi ki, adamın bütün yorğunluğunu əlindən alırdı. Amma bu dəfə də mənim tərəfə baxmırdı. Sanki baxsa, nəsə dəyişəcəkdi… Bütün aləm mənim ona olan sevgimi duyurdu, divarlar, pəncərələr, hətta səssiz skamyalar belə. O isə ya bunu anlamırdı, ya da anlamazlıqdan gəlirdi. Dərs boyu müəllimin səsi uzaqdan gələn külək kimi idi. Mən isə öz aləmimdə idim: bir baxışın ehtimalında, təsadüfi bir anın ümidi ilə ona baxırdım. Elə bilirdim, birdən dönüb baxacaq və bütün bu səssiz etiraflar gözlərimdən onun qəlbinə axacaq. Dərs bitəndə hamı tələsik qalxdı. O da ayağa durdu, çantasını yığdı. Bir anlıq yollarımız kəsişdi. Göz-gözə gəldik. Cəmi bir neçə saniyə. Amma mənim üçün bir ömür qədər uzun idi o an. Gülümsədi. Sadə, sakit, amma içimi dağıdan bir gülüşlə. Bəlkə də hələ anlamırdı. Bəlkə də bu sevgi tələsməyi sevmirdi. Mən sabah piyada qayıdacaqdım, yorğun, amma könlü xoş. Çünki sevgi qarşılıq görməsə belə insanı yüngülləşdirən yeganə yükdür...
Duygu ve Düşünce
Ve Perde Kapandı
Dindi o gürültü, kesildi alkış, Işıklar söndü, sahne karanlık. Geriye ne bir gülüş kaldı, ne bir haykırış, Koca bir ömürdü, geçiverdi bir anlık. ​Maskeler masada, kostümler yerde, Roller bitti, herkes döndü kendine. Hafifçe süzülüp inince o perde, Zaman meydan okudu insanın bendine. ​İlk Sahne, büyük umutlar, bitmeyecek sanılan heyecanlar. ​Gelişme, koşturmacalar, kavgalar, aşklar ve ayrılıklar. ​Son Sahne, sessiz bir kabulleniş, derin bir iç çekiş. ​ Herkes kendine biçilen rolü oynar bu dünyada; Kimisi bir kral gibi göçer, kimisi bir figüran. Ama perde kapandığında, Ne taht kalır geriye, ne de o yalan ferman. ​Ve perde kapandı... Gözlerde bir damla yaş, dudaklarda buruk bir tebessüm. Hikaye bitti, seyirciler dağıldı evine. Sadece derin bir sessizlik kaldı geriye.
Şiir
Reklam
Reklam